Surah Al-Qamar

    The Moon

    القمر
    Progress1 / 55
    1
    القمر
    ٱقْتَرَبَتِ ٱلسَّاعَةُ وَٱنشَقَّ ٱلْقَمَرُ
    Click to flip

    You've completed Al-Qamar!

    Swipe or use ← → keys to navigate, Space to flip

    About Surah Al-Qamar

    Al-Qamar, the Moon, opens with the splitting of the moon as a sign and repeats a striking refrain: that Allah has made the Quran easy to remember, so is there anyone who will take heed. It recalls the nations of Nuh, 'Ad, Thamud, Lut, and Pharaoh, each warned and each accountable. The rhythm makes it memorable and sobering.

    The splitting of the moonThe Quran made easyPast nationsTaking heed

    Arabic: Uthmani script (Hafs). Translation: Turkish (Türkçe). Recitation: Mishary Rashid Alafasy. See Sources for full attribution.

    Surah Al-Qamar (The Moon)

    Surah 54 of the Holy Quran · Meccan · 55 verses

    Also spelled: Al Qamar, AlQamar, Qamar, The Moon

    Surah Al-Qamar (The Moon) is the 54th chapter of the Holy Quran. It was revealed in Mecca and contains 55 verses (ayahs). Read it below with the Arabic text, transliteration, and Turkish translation, or open it as interactive flashcards to memorize it verse by verse.

    Read the full surah as text
    1. 54:1

      ٱقْتَرَبَتِ ٱلسَّاعَةُ وَٱنشَقَّ ٱلْقَمَرُ

      Iqtarabatis Saa'atu wsan shaqqal qamar

      Kıyamet saati yaklaşır, ay yarılır; onlar bir delil görünce hala yüz çevirirler ve: "Süregelen bir sihir" derler.

    2. 54:2

      وَإِن يَرَوْا۟ ءَايَةًۭ يُعْرِضُوا۟ وَيَقُولُوا۟ سِحْرٌۭ مُّسْتَمِرٌّۭ

      Wa iny yaraw aayatany yu'ridoo wa yaqooloo sihrum mustamirr

      Kıyamet saati yaklaşır, ay yarılır; onlar bir delil görünce hala yüz çevirirler ve: "Süregelen bir sihir" derler.

    3. 54:3

      وَكَذَّبُوا۟ وَٱتَّبَعُوٓا۟ أَهْوَآءَهُمْ ۚ وَكُلُّ أَمْرٍۢ مُّسْتَقِرٌّۭ

      Wa kazzaboo wattaba'ooo ahwaaa'ahum; wa kullu amrim mustaqirr

      Yalanlarlar da kendi heveslerine uyarlar. Ama her işin karar kılacağı bir sonucu vardır.

    4. 54:4

      وَلَقَدْ جَآءَهُم مِّنَ ٱلْأَنۢبَآءِ مَا فِيهِ مُزْدَجَرٌ

      Wa laqad jaaa'ahum minal ambaaa'i maa feehi muzdajar

      And olsun ki, onları bu hallerinden vazgeçirecek nice haberler gelmiştir.

    5. 54:5

      حِكْمَةٌۢ بَٰلِغَةٌۭ ۖ فَمَا تُغْنِ ٱلنُّذُرُ

      Hikmatum baalighatun famaa tughnin nuzur

      Bu haberlerin her birinde üstün hikmet vardır; ama uyarmalar fayda vermiyor.

    6. 54:6

      فَتَوَلَّ عَنْهُمْ ۘ يَوْمَ يَدْعُ ٱلدَّاعِ إِلَىٰ شَىْءٍۢ نُّكُرٍ

      Fatawalla 'anhum; yawma yad'ud daa'i ilaa shai 'in nukur

      Öyleyse onlardan yüz çevir; çağıran, görülmemiş ve tanınmamış bir şeye çağırdığı gün;

    7. 54:7

      خُشَّعًا أَبْصَٰرُهُمْ يَخْرُجُونَ مِنَ ٱلْأَجْدَاثِ كَأَنَّهُمْ جَرَادٌۭ مُّنتَشِرٌۭ

      khushsha'an absaaruhum yakrujoona minal ajdaasi ka annahum jaraadum muntashir

      Gözleri dalgın dalgın, çekirgeler gibi yayılmış, o çağırana koşarak kabirlerden çıkarlar. İnkarcılar: "Bu, zorlu bir gündür" derler.

    8. 54:8

      مُّهْطِعِينَ إِلَى ٱلدَّاعِ ۖ يَقُولُ ٱلْكَٰفِرُونَ هَٰذَا يَوْمٌ عَسِرٌۭ

      Muhti'eena ilad daa'i yaqoolul kafiroona haazaa yawmun 'asir

      Gözleri dalgın dalgın, çekirgeler gibi yayılmış, o çağırana koşarak kabirlerden çıkarlar. İnkarcılar: "Bu, zorlu bir gündür" derler.

    9. 54:9

      ۞ كَذَّبَتْ قَبْلَهُمْ قَوْمُ نُوحٍۢ فَكَذَّبُوا۟ عَبْدَنَا وَقَالُوا۟ مَجْنُونٌۭ وَٱزْدُجِرَ

      Kazzabat qablahum qawmu Noohin fakazzaboo 'abdanaa wa qaaloo majnoo nunw wazdujir

      Bu ortak koşanlardan önce Nuh milleti de yalanlamış, kulumuzu yalanlayarak: "Delidir" demişlerdi, yolu kesilmişti.

    10. 54:10

      فَدَعَا رَبَّهُۥٓ أَنِّى مَغْلُوبٌۭ فَٱنتَصِرْ

      Fada'aa Rabbahooo annee maghloobun fantasir

      O da: "Ben yenildim, bana yardım et" diye Rabbine yalvarmıştı.

    11. 54:11

      فَفَتَحْنَآ أَبْوَٰبَ ٱلسَّمَآءِ بِمَآءٍۢ مُّنْهَمِرٍۢ

      Fafatahnaaa abwaabas sa maaa'i bimaa'im munhamir

      Biz de bunun üzerine gök kapılarını boşanan sularla açtık.

    12. 54:12

      وَفَجَّرْنَا ٱلْأَرْضَ عُيُونًۭا فَٱلْتَقَى ٱلْمَآءُ عَلَىٰٓ أَمْرٍۢ قَدْ قُدِرَ

      Wa fajjamal arda 'uyoonan faltaqal maaa'u 'alaaa amrin qad qudir

      Yeryüzünde kaynaklar fışkırttık; her iki su, takdir edilen bir ölçüye göre birleşti.

    13. 54:13

      وَحَمَلْنَٰهُ عَلَىٰ ذَاتِ أَلْوَٰحٍۢ وَدُسُرٍۢ

      Wa hamalnaahu 'alaa zaati alwaahinw wa dusur

      Onu, tahtadan yapılmış, mıhla çakılmış bir gemiye bindirdik; inkar edilmiş olan Nuh'a mükafat olarak verdiğimiz gemi nezaretimiz altında yüzüyordu.

    14. 54:14

      تَجْرِى بِأَعْيُنِنَا جَزَآءًۭ لِّمَن كَانَ كُفِرَ

      Tajree bi a'yuninaa jazaaa 'al liman kaana kufir

      Onu, tahtadan yapılmış, mıhla çakılmış bir gemiye bindirdik; inkar edilmiş olan Nuh'a mükafat olarak verdiğimiz gemi nezaretimiz altında yüzüyordu.

    15. 54:15

      وَلَقَد تَّرَكْنَٰهَآ ءَايَةًۭ فَهَلْ مِن مُّدَّكِرٍۢ

      Wa laqat taraknaahaad aayatan fahal mim muddakir

      And olsun ki Biz, o gemiyi bir ibret olarak bıraktık; öğüt alan yok mudur?

    16. 54:16

      فَكَيْفَ كَانَ عَذَابِى وَنُذُرِ

      Fakaifa kaana 'azaabee wa nuzur

      Benim azabım ve uyarmam nasılmış?

    17. 54:17

      وَلَقَدْ يَسَّرْنَا ٱلْقُرْءَانَ لِلذِّكْرِ فَهَلْ مِن مُّدَّكِرٍۢ

      Wa laqad yassamal Quraana liz zikri fahal mimmuddakir

      And olsun ki Kuran'ı, öğüt olsun diye kolaylaştırdık; öğüt alan yok mudur?

    18. 54:18

      كَذَّبَتْ عَادٌۭ فَكَيْفَ كَانَ عَذَابِى وَنُذُرِ

      Kazzabat 'Aadun fakaifa kaana 'azaabee wa nuzur

      Ad milleti peygamberini yalanlamıştı; Benim azabım ve uyarmam nasılmış?

    19. 54:19

      إِنَّآ أَرْسَلْنَا عَلَيْهِمْ رِيحًۭا صَرْصَرًۭا فِى يَوْمِ نَحْسٍۢ مُّسْتَمِرٍّۢ

      Innaa arsalnaa 'alaihim reehan sarsaran fee Yawmi nahsim mustamirr

      Nitekim üzerlerine, insanları, sökülmüş hurma kütüğü gibi kopararak yere seren, dondurucu bir rüzgarı uğursuzluğu devam eden bir günde gönderdik.

    20. 54:20

      تَنزِعُ ٱلنَّاسَ كَأَنَّهُمْ أَعْجَازُ نَخْلٍۢ مُّنقَعِرٍۢ

      Tanzi;un naasa ka anna huma'jaazu nakhlim munqa'ir

      Nitekim üzerlerine, insanları, sökülmüş hurma kütüğü gibi kopararak yere seren, dondurucu bir rüzgarı uğursuzluğu devam eden bir günde gönderdik.

    21. 54:21

      فَكَيْفَ كَانَ عَذَابِى وَنُذُرِ

      'Fakaifa kaana 'azaabee wa nuzur

      Benim azabım ve uyarmam nasılmış?

    22. 54:22

      وَلَقَدْ يَسَّرْنَا ٱلْقُرْءَانَ لِلذِّكْرِ فَهَلْ مِن مُّدَّكِرٍۢ

      Wa laqad yassamal Quraana liz zikri fahal mim muddakir

      And olsun ki, Kuran'ı öğüt olsun diye kolaylaştırdık; öğüt alan yok mudur?

    23. 54:23

      كَذَّبَتْ ثَمُودُ بِٱلنُّذُرِ

      Kazzabat Samoodu binnuzur

      Semud milleti uyaran peygamberleri yalanladı.

    24. 54:24

      فَقَالُوٓا۟ أَبَشَرًۭا مِّنَّا وَٰحِدًۭا نَّتَّبِعُهُۥٓ إِنَّآ إِذًۭا لَّفِى ضَلَٰلٍۢ وَسُعُرٍ

      Faqaalooo a-basharam minnaa waahidan nattabi'uhooo innaa izal lafee dalaalinw wa su'ur

      "İçimizden bir insana mı uyacağız? O zaman biz sapıklık ve delilik etmiş oluruz. Kitap, aramızda, ona mı verilmiş? Hayır, o pek yalancı ve şımarığın biridir" dediler.

    25. 54:25

      أَءُلْقِىَ ٱلذِّكْرُ عَلَيْهِ مِنۢ بَيْنِنَا بَلْ هُوَ كَذَّابٌ أَشِرٌۭ

      'A-ulqiyaz zikru 'alaihi mim baininaa bal huwa kazzaabun ashir

      "İçimizden bir insana mı uyacağız? O zaman biz sapıklık ve delilik etmiş oluruz. Kitap, aramızda, ona mı verilmiş? Hayır, o pek yalancı ve şımarığın biridir" dediler.

    26. 54:26

      سَيَعْلَمُونَ غَدًۭا مَّنِ ٱلْكَذَّابُ ٱلْأَشِرُ

      Sa-ya'lamoona ghadam manil kazzaabul ashir

      Yarın, kimin pek yalancı ve şımarık olduğunu bileceklerdir.

    27. 54:27

      إِنَّا مُرْسِلُوا۟ ٱلنَّاقَةِ فِتْنَةًۭ لَّهُمْ فَٱرْتَقِبْهُمْ وَٱصْطَبِرْ

      Innaa mursilun naaqati fitnatal lahum fartaqibhum wastabir

      Doğrusu, onları denemek üzere dişi deveyi gönderen Biziz. Salih'e şöyle demiştik: "Onları gözetle ve sabret;

    28. 54:28

      وَنَبِّئْهُمْ أَنَّ ٱلْمَآءَ قِسْمَةٌۢ بَيْنَهُمْ ۖ كُلُّ شِرْبٍۢ مُّحْتَضَرٌۭ

      Wa nabbi'hum annal maaa'a qismatum bainahum kullu shirbim muhtadar

      Onlara, sıralarına göre suyun kendileriyle o deve aralarında pay edilmiş olunduğunu söyle."

    29. 54:29

      فَنَادَوْا۟ صَاحِبَهُمْ فَتَعَاطَىٰ فَعَقَرَ

      Fanaadaw saahibahum fata'aataa fa'aqar

      Ama bir arkadaşlarını çağırdılar, o da kılıcını alarak deveyi kesti.

    30. 54:30

      فَكَيْفَ كَانَ عَذَابِى وَنُذُرِ

      Fakaifa kaana 'azaabee wa nuzur

      Benim azabım ve uyarmam nasılmış?

    31. 54:31

      إِنَّآ أَرْسَلْنَا عَلَيْهِمْ صَيْحَةًۭ وَٰحِدَةًۭ فَكَانُوا۟ كَهَشِيمِ ٱلْمُحْتَظِرِ

      Innaaa arsalnaa 'alaihim saihatanw waahidatan fakaano kahasheemil muhtazir

      Nitekim üzerlerine bir çığlık gönderdik de, ağılcıların kullandığı kurumuş ot gibi oldular.

    32. 54:32

      وَلَقَدْ يَسَّرْنَا ٱلْقُرْءَانَ لِلذِّكْرِ فَهَلْ مِن مُّدَّكِرٍۢ

      Wa laqad yassarnal quraana liz zikri fahal mim muddakir

      And olsun ki, Kuran'ı öğüt olsun diye kolaylaştırdık; öğüt alan yok mudur?

    33. 54:33

      كَذَّبَتْ قَوْمُ لُوطٍۭ بِٱلنُّذُرِ

      Kazzabat qawmu lootim binnuzur

      Lut milleti uyaran peygamberleri yalanladı.

    34. 54:34

      إِنَّآ أَرْسَلْنَا عَلَيْهِمْ حَاصِبًا إِلَّآ ءَالَ لُوطٍۢ ۖ نَّجَّيْنَٰهُم بِسَحَرٍۢ

      Innaa arsalnaa 'alaihim haasiban illaaa aala Loot najjainaahum bisahar

      Biz de üzerlerine taş yağdıran bir rüzgar gönderdik. Ancak, Lut'un taraftarlarını, katımızdan bir nimet olarak seher vakti kurtardık. Şükredene işte böyle mükafat veririz.

    35. 54:35

      نِّعْمَةًۭ مِّنْ عِندِنَا ۚ كَذَٰلِكَ نَجْزِى مَن شَكَرَ

      Ni'matam min 'indinaa; kazaalika najzee man shakar

      Biz de üzerlerine taş yağdıran bir rüzgar gönderdik. Ancak, Lut'un taraftarlarını, katımızdan bir nimet olarak seher vakti kurtardık. Şükredene işte böyle mükafat veririz.

    36. 54:36

      وَلَقَدْ أَنذَرَهُم بَطْشَتَنَا فَتَمَارَوْا۟ بِٱلنُّذُرِ

      Wa laqad anzarahum batshatanaa fatamaaraw binnuzur

      Lut, and olsun ki, onları Bizim yakalamamızla uyarmıştı, ama onlar uyarmaları şüphe ile karşılayarak dinlemediler.

    37. 54:37

      وَلَقَدْ رَٰوَدُوهُ عَن ضَيْفِهِۦ فَطَمَسْنَآ أَعْيُنَهُمْ فَذُوقُوا۟ عَذَابِى وَنُذُرِ

      Wa laqad raawadoohu 'andaifee fatamasnaaa a'yunahum fazooqoo 'azaabee wa nuzur

      And olsun ki, onlar Lut'un konukları olan melekleri elde etmeye kalkıştılar, bunun üzerine gözlerini kör ettik. "Azabımı ve uyarmalarımı dinlememenin sonucunu tadın" dedik.

    38. 54:38

      وَلَقَدْ صَبَّحَهُم بُكْرَةً عَذَابٌۭ مُّسْتَقِرٌّۭ

      Wa laqad sabbahahum bukratan 'azaabum mustaqirr

      And olsun ki, sabah erken, önü alınmaz bir azap başlarına geldi.

    39. 54:39

      فَذُوقُوا۟ عَذَابِى وَنُذُرِ

      Fazooqoo 'azaabee wa nuzur

      "Azabımı ve uyarmalarımı dinlememenin sonucunu tadın" dedik.

    40. 54:40

      وَلَقَدْ يَسَّرْنَا ٱلْقُرْءَانَ لِلذِّكْرِ فَهَلْ مِن مُّدَّكِرٍۢ

      Wa laqad yassarnal Quraana liz zikri fahal mim muddakir

      And olsun ki, Kuran'ı öğüt olsun diye kolaylaştırdık; öğüt alan yok mudur?

    41. 54:41

      وَلَقَدْ جَآءَ ءَالَ فِرْعَوْنَ ٱلنُّذُرُ

      Wa laqad jaaa'a Aala Fir'awnan nuzur

      And olsun ki, Firavun erkanına uyaranlar geldi.

    42. 54:42

      كَذَّبُوا۟ بِـَٔايَٰتِنَا كُلِّهَا فَأَخَذْنَٰهُمْ أَخْذَ عَزِيزٍۢ مُّقْتَدِرٍ

      Kazzaboo bi Aayaatinaa kullihaa fa akhaznaahum akhza 'azeezim muqtadir

      Mucizelerimizin hepsini yalanladılar. Bunun üzerine onları güç ve kuvvet sahibi olana yakışır bir şekilde yakaladık.

    43. 54:43

      أَكُفَّارُكُمْ خَيْرٌۭ مِّنْ أُو۟لَٰٓئِكُمْ أَمْ لَكُم بَرَآءَةٌۭ فِى ٱلزُّبُرِ

      Akuffaarukum khairum min ulaaa'ikum am lakum baraaa'atun fiz Zubur

      Sizin inkarcılarınız bunlardan daha mı üstündür? Yoksa Kitablarda size bir kurtuluş belgesi mi var?

    44. 54:44

      أَمْ يَقُولُونَ نَحْنُ جَمِيعٌۭ مُّنتَصِرٌۭ

      Am yaqooloona nahnu jamee'um muntasir

      Yoksa: "Biz öç alabilecek bir topluluğuz" mu diyorlar?

    45. 54:45

      سَيُهْزَمُ ٱلْجَمْعُ وَيُوَلُّونَ ٱلدُّبُرَ

      Sa yuhzamul jam'u wa yuwalloonad dubur

      Toplulukları dağıtılacak, yüzgeri edileceklerdir.

    46. 54:46

      بَلِ ٱلسَّاعَةُ مَوْعِدُهُمْ وَٱلسَّاعَةُ أَدْهَىٰ وَأَمَرُّ

      Balis Saa'atu maw'iduhum was Saa'atu adhaa wa amarr

      Kıyamet onların azap ile vadedildikleri gündür. O ne korkunç, ne acı bir gündür!

    47. 54:47

      إِنَّ ٱلْمُجْرِمِينَ فِى ضَلَٰلٍۢ وَسُعُرٍۢ

      Innal mujrimeena fee dalaalinw wa su'ur

      Doğrusu suçlular sapıklık ve çılgınlık içindedirler.

    48. 54:48

      يَوْمَ يُسْحَبُونَ فِى ٱلنَّارِ عَلَىٰ وُجُوهِهِمْ ذُوقُوا۟ مَسَّ سَقَرَ

      Yawma yushaboona fin Naari'alaa wujoohimim zooqoo massa saqar

      Ateşe yüzüstü sürüldükleri gün, onlara: "Cehennemin dokunan azabını tadın" denir.

    49. 54:49

      إِنَّا كُلَّ شَىْءٍ خَلَقْنَٰهُ بِقَدَرٍۢ

      Innaa kulla shai'in khalaqnaahu biqadar

      Şüphesiz Biz her şeyi bir ölçüye göre yaratmışızdır.

    50. 54:50

      وَمَآ أَمْرُنَآ إِلَّا وَٰحِدَةٌۭ كَلَمْحٍۭ بِٱلْبَصَرِ

      Wa maaa amrunaaa illaa waahidatun kalamhim bilbasar

      Bizim buyruğumuz bir göz kırpması gibi anidir.

    51. 54:51

      وَلَقَدْ أَهْلَكْنَآ أَشْيَاعَكُمْ فَهَلْ مِن مُّدَّكِرٍۢ

      Wa laqad ahlaknaaa ashyaa'akum fahal mim muddakir

      And olsun ki, benzerlerinizi yok etti, öğüt alan yok mudur?

    52. 54:52

      وَكُلُّ شَىْءٍۢ فَعَلُوهُ فِى ٱلزُّبُرِ

      Wa kullu shai'in fa'aloohu fiz Zubur

      İnsanların yaptıkları her şey kitablarda kayıtlıdır.

    53. 54:53

      وَكُلُّ صَغِيرٍۢ وَكَبِيرٍۢ مُّسْتَطَرٌ

      Wa kullu sagheerinw wa kabeerim mustatar

      Küçük ve büyük, hepsi satır satırdır.

    54. 54:54

      إِنَّ ٱلْمُتَّقِينَ فِى جَنَّٰتٍۢ وَنَهَرٍۢ

      Innal muttaqeena fee jannaatinw wa nahar

      Allah'a karşı gelmekten sakınanlar, güçlü hükümdarın katında, yüksek bir derecede, cennetlerde ferahlık ve aydınlık içindedirler.

    55. 54:55

      فِى مَقْعَدِ صِدْقٍ عِندَ مَلِيكٍۢ مُّقْتَدِرٍۭ

      Fee maq'adi sidqin 'inda Maleekim Muqtadir

      Allah'a karşı gelmekten sakınanlar, güçlü hükümdarın katında, yüksek bir derecede, cennetlerde ferahlık ve aydınlık içindedirler.