Surah Ash-Shu'ara

    The Poets

    الشعراء
    Progress1 / 227
    1
    الشعراء
    طسٓمٓ
    Click to flip

    You've completed Ash-Shu'ara!

    Swipe or use ← → keys to navigate, Space to flip

    About Surah Ash-Shu'ara

    Ash-Shu'ara, the Poets, recounts the stories of Musa, Ibrahim, Nuh, Hud, Salih, Lut, and Shu'ayb, each calling his people and each met with rejection. The repeated refrain underlines that the messengers asked for no reward and sought only to guide. The surah ends by clearing the Prophet (peace be upon him) of the charge that he was merely a poet.

    Stories of the messengersCalling people to truthRejection and patienceThe truth of revelation

    Arabic: Uthmani script (Hafs). Translation: Turkish (Türkçe). Recitation: Mishary Rashid Alafasy. See Sources for full attribution.

    Surah Ash-Shu'ara (The Poets)

    Surah 26 of the Holy Quran · Meccan · 227 verses

    Also spelled: Ash Shu'ara, AshShu'ara, Ash-Shuara, Ash Shu ara, AshShuara, Shu'ara, Shuara, Shu ara

    Surah Ash-Shu'ara (The Poets) is the 26th chapter of the Holy Quran. It was revealed in Mecca and contains 227 verses (ayahs). Read it below with the Arabic text, transliteration, and Turkish translation, or open it as interactive flashcards to memorize it verse by verse.

    Read the full surah as text
    1. 26:1

      طسٓمٓ

      Taa-Seeen-Meeem

      Ta, Sin, Mim.

    2. 26:2

      تِلْكَ ءَايَٰتُ ٱلْكِتَٰبِ ٱلْمُبِينِ

      Tilka Aayaatul Kitaabil Mubeen

      Bunlar apaçık Kitap'ın ayetleridir.

    3. 26:3

      لَعَلَّكَ بَٰخِعٌۭ نَّفْسَكَ أَلَّا يَكُونُوا۟ مُؤْمِنِينَ

      La'allaka baakhi'un nafsaka allaa yakoonoo mu'mineen

      İnanmıyorlar diye nerdeyse kendini mahvedeceksin.

    4. 26:4

      إِن نَّشَأْ نُنَزِّلْ عَلَيْهِم مِّنَ ٱلسَّمَآءِ ءَايَةًۭ فَظَلَّتْ أَعْنَٰقُهُمْ لَهَا خَٰضِعِينَ

      In nashaa nunazzil 'alaihim minas samaaa'i Aayatan fazallat a'naaquhum lahaa khaadi'een

      Biz dilesek onlara gökten bir mucize indiririz de ona boyun eğip kalırlar.

    5. 26:5

      وَمَا يَأْتِيهِم مِّن ذِكْرٍۢ مِّنَ ٱلرَّحْمَٰنِ مُحْدَثٍ إِلَّا كَانُوا۟ عَنْهُ مُعْرِضِينَ

      Wa maa yaateehim min zikrim minar Rahmaani muhdasin illaa kaanoo 'anhu mu'rideen

      Rahman'dan kendilerine gelen her yeni öğütten mutlaka yüz çevirirler.

    6. 26:6

      فَقَدْ كَذَّبُوا۟ فَسَيَأْتِيهِمْ أَنۢبَٰٓؤُا۟ مَا كَانُوا۟ بِهِۦ يَسْتَهْزِءُونَ

      Faqad kazzaboo fasa yaateehim ambaaa'u maa kaanoo bihee yastahzi'oon

      Evet, yalanladılar; alay edip durdukları şeylerin haberleri kendilerine ulaşacaktır.

    7. 26:7

      أَوَلَمْ يَرَوْا۟ إِلَى ٱلْأَرْضِ كَمْ أَنۢبَتْنَا فِيهَا مِن كُلِّ زَوْجٍۢ كَرِيمٍ

      Awa lam yaraw ilal ardi kam ambatnaa feehaa min kulli zawjin kareem

      Yeryüzüne bakmazlar mı? Orada, bitkilerden nice güzel çiftler yetiştirmişizdir.

    8. 26:8

      إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَءَايَةًۭ ۖ وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُم مُّؤْمِنِينَ

      Inn fee zaalika la Aayah; wa maa kaana aksaruhum mu'mineen

      Şüphesiz bunlarda Allah'ın kudretine işaret vardır, ama çoğu inanmazlar.

    9. 26:9

      وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ

      Wa inna Rabbaka la Huwal 'Azeezur Raheem

      Rabbin şüphesiz güçlüdür, merhametlidir.

    10. 26:10

      وَإِذْ نَادَىٰ رَبُّكَ مُوسَىٰٓ أَنِ ٱئْتِ ٱلْقَوْمَ ٱلظَّٰلِمِينَ

      Wa iz naadaa Rabbuka Moosaaa ani'-til qawmaz zaalimeen

      Rabbin Musa'ya: "Haksızlık eden millete, Firavun'un milletine git" diye nida etmişti. "Haksızlıktan sakınmazlar mı?"

    11. 26:11

      قَوْمَ فِرْعَوْنَ ۚ أَلَا يَتَّقُونَ

      Qawma Fir'awn; alaa yattaqoon

      Rabbin Musa'ya: "Haksızlık eden millete, Firavun'un milletine git" diye nida etmişti. "Haksızlıktan sakınmazlar mı?"

    12. 26:12

      قَالَ رَبِّ إِنِّىٓ أَخَافُ أَن يُكَذِّبُونِ

      Qaala Rabbi inneee akhaafu ai yukazziboon

      Musa: "Rabbim! Doğrusu beni yalanlamalarından korkuyorum; göğsüm daralıyor, dilim açılmıyor. Onun için Harun'a da elçilik ver. Onların bana isnat ettikleri bir suç da vardır. Beni öldürmelerinden korkuyorum" demişti.

    13. 26:13

      وَيَضِيقُ صَدْرِى وَلَا يَنطَلِقُ لِسَانِى فَأَرْسِلْ إِلَىٰ هَٰرُونَ

      Wa yadeequ sadree wa laa yantaliqu lisaanee fa arsil ilaa Haaroon

      Musa: "Rabbim! Doğrusu beni yalanlamalarından korkuyorum; göğsüm daralıyor, dilim açılmıyor. Onun için Harun'a da elçilik ver. Onların bana isnat ettikleri bir suç da vardır. Beni öldürmelerinden korkuyorum" demişti.

    14. 26:14

      وَلَهُمْ عَلَىَّ ذَنۢبٌۭ فَأَخَافُ أَن يَقْتُلُونِ

      Wa lahum 'alaiya zambun fa akhaafu ai yaqtuloon

      Musa: "Rabbim! Doğrusu beni yalanlamalarından korkuyorum; göğsüm daralıyor, dilim açılmıyor. Onun için Harun'a da elçilik ver. Onların bana isnat ettikleri bir suç da vardır. Beni öldürmelerinden korkuyorum" demişti.

    15. 26:15

      قَالَ كَلَّا ۖ فَٱذْهَبَا بِـَٔايَٰتِنَآ ۖ إِنَّا مَعَكُم مُّسْتَمِعُونَ

      Qaala kallaa fazhabaa bi Aayaatinaaa innaa ma'akum mustami'oon

      Allah: "Hayır; ikiniz mucizelerimizle gidiniz. Doğrusu Biz sizinle beraber dinlemekteyiz. Firavun'a varınız: "Biz şüphesiz alemlerin Rabbinin elçisiyiz; İsrailoğullarını bizimle beraber gönder, deyiniz" demişti.

    16. 26:16

      فَأْتِيَا فِرْعَوْنَ فَقُولَآ إِنَّا رَسُولُ رَبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ

      Faatiyaa Fir'awna faqoolaaa innaa Rasoolu Rabbil 'aalameen

      Allah: "Hayır; ikiniz mucizelerimizle gidiniz. Doğrusu Biz sizinle beraber dinlemekteyiz. Firavun'a varınız: "Biz şüphesiz alemlerin Rabbinin elçisiyiz; İsrailoğullarını bizimle beraber gönder, deyiniz" demişti.

    17. 26:17

      أَنْ أَرْسِلْ مَعَنَا بَنِىٓ إِسْرَٰٓءِيلَ

      An arsil ma'anaa Baneee Israaa'eel

      Allah: "Hayır; ikiniz mucizelerimizle gidiniz. Doğrusu Biz sizinle beraber dinlemekteyiz. Firavun'a varınız: "Biz şüphesiz alemlerin Rabbinin elçisiyiz; İsrailoğullarını bizimle beraber gönder, deyiniz" demişti.

    18. 26:18

      قَالَ أَلَمْ نُرَبِّكَ فِينَا وَلِيدًۭا وَلَبِثْتَ فِينَا مِنْ عُمُرِكَ سِنِينَ

      Qaala alam nurabbika feenaa waleedanw wa labista feenaa min 'umurika sineen

      Firavun Musa'ya: "Biz seni çocukken yanımıza alıp büyütmedik mi? Hayatının birçok yıllarını aramızda geçirmedin mi? Sonunda yapacağını da yaptın. Sen nankörün birisin" dedi.

    19. 26:19

      وَفَعَلْتَ فَعْلَتَكَ ٱلَّتِى فَعَلْتَ وَأَنتَ مِنَ ٱلْكَٰفِرِينَ

      Wa fa'alta fa'latakal latee fa'alta wa anta minal kaafireen

      Firavun Musa'ya: "Biz seni çocukken yanımıza alıp büyütmedik mi? Hayatının birçok yıllarını aramızda geçirmedin mi? Sonunda yapacağını da yaptın. Sen nankörün birisin" dedi.

    20. 26:20

      قَالَ فَعَلْتُهَآ إِذًۭا وَأَنَا۠ مِنَ ٱلضَّآلِّينَ

      Qaala fa'altuhaaa izanw wa ana minad daaaleen

      Musa: "O işi kasden yaptımsa sapıklardan biri sayılırım. Bu yüzden sizden korkunca aranızdan kaçtım. Sonra, Rabbim bana hikmet verip, beni peygamber yaptı. Başıma kaktığın bu nimet, İsrailoğullarını kendine köle ettiğinden ötürüdür" dedi.

    21. 26:21

      فَفَرَرْتُ مِنكُمْ لَمَّا خِفْتُكُمْ فَوَهَبَ لِى رَبِّى حُكْمًۭا وَجَعَلَنِى مِنَ ٱلْمُرْسَلِينَ

      Fafarartu minkum lam maa khiftukum fawahaba lee Rabbee hukmanw wa ja'alanee minal mursaleen

      Musa: "O işi kasden yaptımsa sapıklardan biri sayılırım. Bu yüzden sizden korkunca aranızdan kaçtım. Sonra, Rabbim bana hikmet verip, beni peygamber yaptı. Başıma kaktığın bu nimet, İsrailoğullarını kendine köle ettiğinden ötürüdür" dedi.

    22. 26:22

      وَتِلْكَ نِعْمَةٌۭ تَمُنُّهَا عَلَىَّ أَنْ عَبَّدتَّ بَنِىٓ إِسْرَٰٓءِيلَ

      Wa tilka ni'matun tamun nuhaa 'alaiya an 'abbatta Baneee Israaa'eel

      Musa: "O işi kasden yaptımsa sapıklardan biri sayılırım. Bu yüzden sizden korkunca aranızdan kaçtım. Sonra, Rabbim bana hikmet verip, beni peygamber yaptı. Başıma kaktığın bu nimet, İsrailoğullarını kendine köle ettiğinden ötürüdür" dedi.

    23. 26:23

      قَالَ فِرْعَوْنُ وَمَا رَبُّ ٱلْعَٰلَمِينَ

      Qaala Fir'awnu wa maa Rabbul 'aalameen

      Firavun: "Alemlerin Rabbi de nedir?" dedi.

    24. 26:24

      قَالَ رَبُّ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَآ ۖ إِن كُنتُم مُّوقِنِينَ

      Qaala Rabbus samaawaati wal ardi wa maa bainahumaa in kuntum mooqineen

      Musa: "Kesin olarak inanacaksanız, bilin ki O göklerin, yerin ve ikisinin arasında bulunanların Rabbidir" dedi.

    25. 26:25

      قَالَ لِمَنْ حَوْلَهُۥٓ أَلَا تَسْتَمِعُونَ

      Qaala liman hawlahooo alaa tastami'oon

      Yanında bulunanlara: "İşitmiyor musunuz?" dedi.

    26. 26:26

      قَالَ رَبُّكُمْ وَرَبُّ ءَابَآئِكُمُ ٱلْأَوَّلِينَ

      Qaala Rabbukum wa Rabbu aabaaa'ikumul awwaleen

      "O sizin de Rabbiniz, önce geçmiş atalarınızın da Rabbidir" dedi.

    27. 26:27

      قَالَ إِنَّ رَسُولَكُمُ ٱلَّذِىٓ أُرْسِلَ إِلَيْكُمْ لَمَجْنُونٌۭ

      Qaala inna Rasoolakumul lazee ursila ilaikum lamajnoon

      Firavun, çevresindekilere: "Size gönderilen peygamberiniz şüphesiz delidir" dedi.

    28. 26:28

      قَالَ رَبُّ ٱلْمَشْرِقِ وَٱلْمَغْرِبِ وَمَا بَيْنَهُمَآ ۖ إِن كُنتُمْ تَعْقِلُونَ

      Qaala Rabbul mashriqi wal maghribi wa maa baina humaa in kuntum ta'qiloon

      Musa: "Eğer akledebilen kimselerseniz bilin ki O, doğunun, batının ve ikisinin arasında bulunanların Rabbidir" dedi.

    29. 26:29

      قَالَ لَئِنِ ٱتَّخَذْتَ إِلَٰهًا غَيْرِى لَأَجْعَلَنَّكَ مِنَ ٱلْمَسْجُونِينَ

      Qaala la'init takhazta ilaahan ghairee la aj'alannaka minal masjooneen

      Firavun: "Benden başkasını tanrı edinirsen, and olsun ki seni zindanlık ederim" dedi.

    30. 26:30

      قَالَ أَوَلَوْ جِئْتُكَ بِشَىْءٍۢ مُّبِينٍۢ

      Qaala awalw ji'tuka bishai'im mubeen

      Musa: "Sana apaçık bir şey getirmiş isem de mi?" dedi.

    31. 26:31

      قَالَ فَأْتِ بِهِۦٓ إِن كُنتَ مِنَ ٱلصَّٰدِقِينَ

      Qaala faati biheee in kunta minas saadiqeen

      Firavun: "Doğru sözlülerden isen haydi getir" dedi.

    32. 26:32

      فَأَلْقَىٰ عَصَاهُ فَإِذَا هِىَ ثُعْبَانٌۭ مُّبِينٌۭ

      Fa alqaa 'asaahu fa izaaa hiya su'baanum mubeen

      Bunun üzerine Musa değneğini attı, besbelli bir yılan oluverdi.

    33. 26:33

      وَنَزَعَ يَدَهُۥ فَإِذَا هِىَ بَيْضَآءُ لِلنَّٰظِرِينَ

      Wa naza'a yadahoo faizaa hiya baidaaa'u linnaa zireen

      Elini çıkardı, bakanlara bembeyaz göründü.

    34. 26:34

      قَالَ لِلْمَلَإِ حَوْلَهُۥٓ إِنَّ هَٰذَا لَسَٰحِرٌ عَلِيمٌۭ

      Qaala lilmala-i hawlahooo inna haazaa lasaahirun 'aleem

      Firavun çevresinde bulunan ileri gelenlere: "Doğrusu bu bilgin bir sihirbaz; sizi sihirle yurdunuzdan çıkarmak istiyor; ne buyurursunuz?" dedi.

    35. 26:35

      يُرِيدُ أَن يُخْرِجَكُم مِّنْ أَرْضِكُم بِسِحْرِهِۦ فَمَاذَا تَأْمُرُونَ

      Yureedu ai yukhrijakum min ardikum bisihrihee famaazaa taamuroon

      Firavun çevresinde bulunan ileri gelenlere: "Doğrusu bu bilgin bir sihirbaz; sizi sihirle yurdunuzdan çıkarmak istiyor; ne buyurursunuz?" dedi.

    36. 26:36

      قَالُوٓا۟ أَرْجِهْ وَأَخَاهُ وَٱبْعَثْ فِى ٱلْمَدَآئِنِ حَٰشِرِينَ

      Qaalooo arjih wa akhaahu wab'as filmadaaa'ini haashireen

      "Onu ve kardeşini alıkoy, şehirlere, sana bütün bilgin sihirbazları getirecek toplayıcılar gönder" dediler.

    37. 26:37

      يَأْتُوكَ بِكُلِّ سَحَّارٍ عَلِيمٍۢ

      Yaatooka bikulli sah haarin 'aleem

      "Onu ve kardeşini alıkoy, şehirlere, sana bütün bilgin sihirbazları getirecek toplayıcılar gönder" dediler.

    38. 26:38

      فَجُمِعَ ٱلسَّحَرَةُ لِمِيقَٰتِ يَوْمٍۢ مَّعْلُومٍۢ

      Fa jumi'as saharatu limeeqaati Yawmim ma'loom

      Sihirbazlar, belirli bir günün bildirilen vaktinde toplandılar.

    39. 26:39

      وَقِيلَ لِلنَّاسِ هَلْ أَنتُم مُّجْتَمِعُونَ

      Wa qeela linnaasi hal antum mujtami'oon

      İnsanlara: "Siz de toplanır mısınız?" denildi.

    40. 26:40

      لَعَلَّنَا نَتَّبِعُ ٱلسَّحَرَةَ إِن كَانُوا۟ هُمُ ٱلْغَٰلِبِينَ

      La'allanaa nattabi'us saharata in kaanoo humul ghaalibeen

      "Sihirbazlar üstün gelirlerse biz de onlara uyarız" dediler.

    41. 26:41

      فَلَمَّا جَآءَ ٱلسَّحَرَةُ قَالُوا۟ لِفِرْعَوْنَ أَئِنَّ لَنَا لَأَجْرًا إِن كُنَّا نَحْنُ ٱلْغَٰلِبِينَ

      Falammaa jaaa'as saharatu qaaloo li Fir'awna a'inna lanaa la ajjran in kunnaa nahnul ghaalibeen

      Sihirbazlar geldiklerinde, Firavun'a; "Biz üstün gelirsek, şüphesiz bize bir ücret vardır değil mi?" dediler.

    42. 26:42

      قَالَ نَعَمْ وَإِنَّكُمْ إِذًۭا لَّمِنَ ٱلْمُقَرَّبِينَ

      Qaala na'am wa innakum izal laminal muqarrabeen

      Firavun: "Evet; o takdirde siz gözde kimselerden olacaksınız" dedi.

    43. 26:43

      قَالَ لَهُم مُّوسَىٰٓ أَلْقُوا۟ مَآ أَنتُم مُّلْقُونَ

      Qaala lahum Moosaaa alqoo maaa antum mulqoon

      Musa onlara: "Ne atacaksanız atın" dedi.

    44. 26:44

      فَأَلْقَوْا۟ حِبَالَهُمْ وَعِصِيَّهُمْ وَقَالُوا۟ بِعِزَّةِ فِرْعَوْنَ إِنَّا لَنَحْنُ ٱلْغَٰلِبُونَ

      Fa alqaw hibaalahum wa 'isiyyahum wa qaaloo bi'izzati Fir'awna innaa lanahnul ghaaliboon

      Onlar da iplerini ve değneklerini attılar ve: "Firavun hakkı için, şüphesiz, biz üstün geleceğiz" dediler.

    45. 26:45

      فَأَلْقَىٰ مُوسَىٰ عَصَاهُ فَإِذَا هِىَ تَلْقَفُ مَا يَأْفِكُونَ

      Fa alqaa Moosaa 'asaahu fa izaa hiya talqafu maa yaafikoon

      Bunun üzerine Musa değneğini attı; onların uydurduklarını yutmağa başlayıverdi.

    46. 26:46

      فَأُلْقِىَ ٱلسَّحَرَةُ سَٰجِدِينَ

      Fa ulqiyas saharatu saajideen

      Bunu gören sihirbazlar secdeye kapanarak: "Alemlerin Rabbine, Musa ve Harun'un Rabbine inandık" dediler.

    47. 26:47

      قَالُوٓا۟ ءَامَنَّا بِرَبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ

      Qaalooo aamannaa bi Rabbil 'aalameen

      Bunu gören sihirbazlar secdeye kapanarak: "Alemlerin Rabbine, Musa ve Harun'un Rabbine inandık" dediler.

    48. 26:48

      رَبِّ مُوسَىٰ وَهَٰرُونَ

      Rabbi Moosaa wa Haaroon

      Bunu gören sihirbazlar secdeye kapanarak: "Alemlerin Rabbine, Musa ve Harun'un Rabbine inandık" dediler.

    49. 26:49

      قَالَ ءَامَنتُمْ لَهُۥ قَبْلَ أَنْ ءَاذَنَ لَكُمْ ۖ إِنَّهُۥ لَكَبِيرُكُمُ ٱلَّذِى عَلَّمَكُمُ ٱلسِّحْرَ فَلَسَوْفَ تَعْلَمُونَ ۚ لَأُقَطِّعَنَّ أَيْدِيَكُمْ وَأَرْجُلَكُم مِّنْ خِلَٰفٍۢ وَلَأُصَلِّبَنَّكُمْ أَجْمَعِينَ

      Qaala aamantum lahoo qabla an aazana lakum innahoo lakabeerukumul lazee 'alla makumus sihra falasawfa ta'lamoon; la uqatti'anna aidiyakum wa arjulakum min khilaafinw wa la usallibanna kum ajma'een

      Firavun: "Ben size izin vermeden ona iman mı ettiniz? Muhakkak ki o, size sihri öğreten büyüğünüzdür. Şimdi bileceksiniz; ellerinizi ayaklarınızı, and olsun, çaprazlama kestireceğim, hepinizi astıracağım" dedi.

    50. 26:50

      قَالُوا۟ لَا ضَيْرَ ۖ إِنَّآ إِلَىٰ رَبِّنَا مُنقَلِبُونَ

      Qaaloo la daira innaaa ilaa Rabbinaa munqalliboon

      İman eden sihirbazlar: "Zararı yok, biz şüphesiz Rabbimize doneceğiz; inananların ilki olmamızdan ötürü, Rabbimizin kusurlarımızı bize bağışlayacağını umarız" dediler.

    51. 26:51

      إِنَّا نَطْمَعُ أَن يَغْفِرَ لَنَا رَبُّنَا خَطَٰيَٰنَآ أَن كُنَّآ أَوَّلَ ٱلْمُؤْمِنِينَ

      Innaa natma'u ai yaghfira lanaa Rabbunna khataa yaanaaa an kunnaaa awwalal mu'mineen

      İman eden sihirbazlar: "Zararı yok, biz şüphesiz Rabbimize doneceğiz; inananların ilki olmamızdan ötürü, Rabbimizin kusurlarımızı bize bağışlayacağını umarız" dediler.

    52. 26:52

      ۞ وَأَوْحَيْنَآ إِلَىٰ مُوسَىٰٓ أَنْ أَسْرِ بِعِبَادِىٓ إِنَّكُم مُّتَّبَعُونَ

      Wa awhainaaa ilaa Moosaaa an asri bi'ibaadeee innakum muttaba'oon

      Biz Musa'ya: "Kullarımı geceleyin yola çıkar; şüphesiz takip edileceksiniz" diye vahyettik.

    53. 26:53

      فَأَرْسَلَ فِرْعَوْنُ فِى ٱلْمَدَآئِنِ حَٰشِرِينَ

      Fa arsala Fir'awnu filmadaaa'ini haashireen

      Bu arada Firavun şehirlere, "Doğrusu bunlar bizi öfkelendiren döküntü azınlıklardır; hepimiz tedbirli olmalıyız" diyen münadiler gönderdi.

    54. 26:54

      إِنَّ هَٰٓؤُلَآءِ لَشِرْذِمَةٌۭ قَلِيلُونَ

      Inna haaa'ulaaa'i lashir zimatun qaleeloon

      Bu arada Firavun şehirlere, "Doğrusu bunlar bizi öfkelendiren döküntü azınlıklardır; hepimiz tedbirli olmalıyız" diyen münadiler gönderdi.

    55. 26:55

      وَإِنَّهُمْ لَنَا لَغَآئِظُونَ

      Wa innahum lanaa laghaaa'izoon

      Bu arada Firavun şehirlere, "Doğrusu bunlar bizi öfkelendiren döküntü azınlıklardır; hepimiz tedbirli olmalıyız" diyen münadiler gönderdi.

    56. 26:56

      وَإِنَّا لَجَمِيعٌ حَٰذِرُونَ

      Wa innaa lajamee'un haaziroon

      Bu arada Firavun şehirlere, "Doğrusu bunlar bizi öfkelendiren döküntü azınlıklardır; hepimiz tedbirli olmalıyız" diyen münadiler gönderdi.

    57. 26:57

      فَأَخْرَجْنَٰهُم مِّن جَنَّٰتٍۢ وَعُيُونٍۢ

      Fa akhrajnaahum min Jannaatinw wa 'uyoon

      Ama biz Firavun ve adamlarını bahçelerden, pınar başlarından, hazinelerden ve şerefli makamlardan çıkardık. Böylece oralara İsrailoğullarını mirasçı kıldık.

    58. 26:58

      وَكُنُوزٍۢ وَمَقَامٍۢ كَرِيمٍۢ

      Wa kunoozinw wa ma qaamin kareem

      Ama biz Firavun ve adamlarını bahçelerden, pınar başlarından, hazinelerden ve şerefli makamlardan çıkardık. Böylece oralara İsrailoğullarını mirasçı kıldık.

    59. 26:59

      كَذَٰلِكَ وَأَوْرَثْنَٰهَا بَنِىٓ إِسْرَٰٓءِيلَ

      Kazaalika wa awrasnaahaa Baneee Israaa'eel

      Ama biz Firavun ve adamlarını bahçelerden, pınar başlarından, hazinelerden ve şerefli makamlardan çıkardık. Böylece oralara İsrailoğullarını mirasçı kıldık.

    60. 26:60

      فَأَتْبَعُوهُم مُّشْرِقِينَ

      Fa atba'oohum mushriqeen

      Firavun ve adamları güneş üzerlerine doğarken onların ardına düştüler.

    61. 26:61

      فَلَمَّا تَرَٰٓءَا ٱلْجَمْعَانِ قَالَ أَصْحَٰبُ مُوسَىٰٓ إِنَّا لَمُدْرَكُونَ

      Falammaa taraaa'al jam'aani qaala as haabu Moosaaa innaa lamudrakoon

      İki topluluk birbirini gördüğünde, Musa'nın adamları: "İşte yakalandık" dediler.

    62. 26:62

      قَالَ كَلَّآ ۖ إِنَّ مَعِىَ رَبِّى سَيَهْدِينِ

      Qaala kallaaa inna ma'iya Rabbee sa yahdeen

      Musa: "Hayır; Rabbim benimle beraberdir, bana elbette yol gösterecektir" dedi.

    63. 26:63

      فَأَوْحَيْنَآ إِلَىٰ مُوسَىٰٓ أَنِ ٱضْرِب بِّعَصَاكَ ٱلْبَحْرَ ۖ فَٱنفَلَقَ فَكَانَ كُلُّ فِرْقٍۢ كَٱلطَّوْدِ ٱلْعَظِيمِ

      Fa awhainaaa ilaa Moosaaa anidrib bi'asaakal bahra fanfalaqa fakaana kullu firqin kattawdil 'azeem

      Bunun üzerine Biz Musa'ya: "Değneğinle denize vur" diye vahyettik. Hemen deniz ikiye ayrıldı, her parçası yüce bir dağ gibiydi.

    64. 26:64

      وَأَزْلَفْنَا ثَمَّ ٱلْءَاخَرِينَ

      Wa azlafnaa sammal aakhareen

      İşte oraya, geridekileri de yaklaştırdık.

    65. 26:65

      وَأَنجَيْنَا مُوسَىٰ وَمَن مَّعَهُۥٓ أَجْمَعِينَ

      Wa anjainaa Moosaa wa mam ma'ahooo ajma'een

      Musa ve beraberinde bulunanların hepsini kurtardık.

    66. 26:66

      ثُمَّ أَغْرَقْنَا ٱلْءَاخَرِينَ

      Summa aghraqnal aakhareen

      Öbürlerini suda boğduk.

    67. 26:67

      إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَءَايَةًۭ ۖ وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُم مُّؤْمِنِينَ

      Inna fee zaalika la Aayaah; wa maa kaana aksaru hu mu'mineen

      Bunda şüphesiz ders vardır, ama çoğu inanmamıştır.

    68. 26:68

      وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ

      Wa inna Rabbaka la Huwal 'Azeezur Raheem

      Doğrusu Rabbin, güçlü olandır, merhamet edendir.

    69. 26:69

      وَٱتْلُ عَلَيْهِمْ نَبَأَ إِبْرَٰهِيمَ

      Watlu 'alaihim naba-a Ibraaheem

      Onlara İbrahim'in kıssasını anlat.

    70. 26:70

      إِذْ قَالَ لِأَبِيهِ وَقَوْمِهِۦ مَا تَعْبُدُونَ

      Iz qaala li abeehi wa qawmihee maa ta'budoon

      İbrahim, babasına ve milletine: "Nelere tapıyorsunuz?" demişti.

    71. 26:71

      قَالُوا۟ نَعْبُدُ أَصْنَامًۭا فَنَظَلُّ لَهَا عَٰكِفِينَ

      Qaaloo na'budu asnaaman fanazallu lahaa 'aakifeen

      "Putlara tapıyoruz, onlara bağlanıp duruyoruz" demişlerdi.

    72. 26:72

      قَالَ هَلْ يَسْمَعُونَكُمْ إِذْ تَدْعُونَ

      Qaala hal yasma'oona kum iz tad'oon

      İbrahim: "Çağırdığınız zaman sizi duyarlar veya size bir fayda ve zarar verirler mi?" demişti.

    73. 26:73

      أَوْ يَنفَعُونَكُمْ أَوْ يَضُرُّونَ

      Aw yanfa'oonakum aw yadurroon

      İbrahim: "Çağırdığınız zaman sizi duyarlar veya size bir fayda ve zarar verirler mi?" demişti.

    74. 26:74

      قَالُوا۟ بَلْ وَجَدْنَآ ءَابَآءَنَا كَذَٰلِكَ يَفْعَلُونَ

      Qaaloo bal wajadnaaa aabaaa 'anaa kazaalika yaf'aloon

      "Hayır ama, babalarımızı da bu şekilde ibadet ederken bulduk" demişlerdi.

    75. 26:75

      قَالَ أَفَرَءَيْتُم مَّا كُنتُمْ تَعْبُدُونَ

      Qaala afara 'aitum maa kuntum ta'budoon

      İbrahim: "Eski atalarınızın ve sizin nelere taptıklarınızı görüyor musunuz? Doğrusu onlar benim düşmanımdır. Dostum ancak Alemlerin Rabbidir. Beni yaratan da, doğru yola eriştiren de O'dur. Beni yediren de, içiren de O'dur. Hasta olduğumda bana O şifa verir. Beni öldürecek, sonra da diriltecek O'dur. Ahiret gününde yanılmalarımı bana bağışlamasını umduğum O'dur. Rabbim! Bana hikmet ver ve beni iyiler arasına kat.

    76. 26:76

      أَنتُمْ وَءَابَآؤُكُمُ ٱلْأَقْدَمُونَ

      Antum wa aabaaa'ukumul aqdamoon

      İbrahim: "Eski atalarınızın ve sizin nelere taptıklarınızı görüyor musunuz? Doğrusu onlar benim düşmanımdır. Dostum ancak Alemlerin Rabbidir. Beni yaratan da, doğru yola eriştiren de O'dur. Beni yediren de, içiren de O'dur. Hasta olduğumda bana O şifa verir. Beni öldürecek, sonra da diriltecek O'dur. Ahiret gününde yanılmalarımı bana bağışlamasını umduğum O'dur. Rabbim! Bana hikmet ver ve beni iyiler arasına kat.

    77. 26:77

      فَإِنَّهُمْ عَدُوٌّۭ لِّىٓ إِلَّا رَبَّ ٱلْعَٰلَمِينَ

      Fa innahum 'aduwwwul leee illaa Rabbal 'aalameen

      İbrahim: "Eski atalarınızın ve sizin nelere taptıklarınızı görüyor musunuz? Doğrusu onlar benim düşmanımdır. Dostum ancak Alemlerin Rabbidir. Beni yaratan da, doğru yola eriştiren de O'dur. Beni yediren de, içiren de O'dur. Hasta olduğumda bana O şifa verir. Beni öldürecek, sonra da diriltecek O'dur. Ahiret gününde yanılmalarımı bana bağışlamasını umduğum O'dur. Rabbim! Bana hikmet ver ve beni iyiler arasına kat.

    78. 26:78

      ٱلَّذِى خَلَقَنِى فَهُوَ يَهْدِينِ

      Allazee khalaqanee fa Huwa yahdeen

      İbrahim: "Eski atalarınızın ve sizin nelere taptıklarınızı görüyor musunuz? Doğrusu onlar benim düşmanımdır. Dostum ancak Alemlerin Rabbidir. Beni yaratan da, doğru yola eriştiren de O'dur. Beni yediren de, içiren de O'dur. Hasta olduğumda bana O şifa verir. Beni öldürecek, sonra da diriltecek O'dur. Ahiret gününde yanılmalarımı bana bağışlamasını umduğum O'dur. Rabbim! Bana hikmet ver ve beni iyiler arasına kat.

    79. 26:79

      وَٱلَّذِى هُوَ يُطْعِمُنِى وَيَسْقِينِ

      Wallazee Huwa yut'imunee wa yasqeen

      İbrahim: "Eski atalarınızın ve sizin nelere taptıklarınızı görüyor musunuz? Doğrusu onlar benim düşmanımdır. Dostum ancak Alemlerin Rabbidir. Beni yaratan da, doğru yola eriştiren de O'dur. Beni yediren de, içiren de O'dur. Hasta olduğumda bana O şifa verir. Beni öldürecek, sonra da diriltecek O'dur. Ahiret gününde yanılmalarımı bana bağışlamasını umduğum O'dur. Rabbim! Bana hikmet ver ve beni iyiler arasına kat.

    80. 26:80

      وَإِذَا مَرِضْتُ فَهُوَ يَشْفِينِ

      Wa izaa mardtu fahuwa yashfeen

      İbrahim: "Eski atalarınızın ve sizin nelere taptıklarınızı görüyor musunuz? Doğrusu onlar benim düşmanımdır. Dostum ancak Alemlerin Rabbidir. Beni yaratan da, doğru yola eriştiren de O'dur. Beni yediren de, içiren de O'dur. Hasta olduğumda bana O şifa verir. Beni öldürecek, sonra da diriltecek O'dur. Ahiret gününde yanılmalarımı bana bağışlamasını umduğum O'dur. Rabbim! Bana hikmet ver ve beni iyiler arasına kat.

    81. 26:81

      وَٱلَّذِى يُمِيتُنِى ثُمَّ يُحْيِينِ

      Wallazee yumeetunee summa yuhyeen

      İbrahim: "Eski atalarınızın ve sizin nelere taptıklarınızı görüyor musunuz? Doğrusu onlar benim düşmanımdır. Dostum ancak Alemlerin Rabbidir. Beni yaratan da, doğru yola eriştiren de O'dur. Beni yediren de, içiren de O'dur. Hasta olduğumda bana O şifa verir. Beni öldürecek, sonra da diriltecek O'dur. Ahiret gününde yanılmalarımı bana bağışlamasını umduğum O'dur. Rabbim! Bana hikmet ver ve beni iyiler arasına kat.

    82. 26:82

      وَٱلَّذِىٓ أَطْمَعُ أَن يَغْفِرَ لِى خَطِيٓـَٔتِى يَوْمَ ٱلدِّينِ

      Wallazeee atma'u ai yaghfira lee khateee' atee Yawmad Deen

      İbrahim: "Eski atalarınızın ve sizin nelere taptıklarınızı görüyor musunuz? Doğrusu onlar benim düşmanımdır. Dostum ancak Alemlerin Rabbidir. Beni yaratan da, doğru yola eriştiren de O'dur. Beni yediren de, içiren de O'dur. Hasta olduğumda bana O şifa verir. Beni öldürecek, sonra da diriltecek O'dur. Ahiret gününde yanılmalarımı bana bağışlamasını umduğum O'dur. Rabbim! Bana hikmet ver ve beni iyiler arasına kat.

    83. 26:83

      رَبِّ هَبْ لِى حُكْمًۭا وَأَلْحِقْنِى بِٱلصَّٰلِحِينَ

      Rabbi hab lee hukmanw wa alhiqnee bis saaliheen

      İbrahim: "Eski atalarınızın ve sizin nelere taptıklarınızı görüyor musunuz? Doğrusu onlar benim düşmanımdır. Dostum ancak Alemlerin Rabbidir. Beni yaratan da, doğru yola eriştiren de O'dur. Beni yediren de, içiren de O'dur. Hasta olduğumda bana O şifa verir. Beni öldürecek, sonra da diriltecek O'dur. Ahiret gününde yanılmalarımı bana bağışlamasını umduğum O'dur. Rabbim! Bana hikmet ver ve beni iyiler arasına kat.

    84. 26:84

      وَٱجْعَل لِّى لِسَانَ صِدْقٍۢ فِى ٱلْءَاخِرِينَ

      Waj'al lee lisaana sidqin fil aakhireen

      Sonrakilerin beni güzel şekilde anmalarını sağla. Beni nimet cennetine varis olanlardan kıl. Babamı da bağışla, o şüphesiz sapıklardandır. İnsanların diriltileceği gün, Allah'a temiz bir kalble gelenden başka kimseye malın ve oğulların fayda vermeyeceği gün, beni rezil etme" demişti.

    85. 26:85

      وَٱجْعَلْنِى مِن وَرَثَةِ جَنَّةِ ٱلنَّعِيمِ

      Waj'alnee minw warasati Jannnatin Na'eem

      Sonrakilerin beni güzel şekilde anmalarını sağla. Beni nimet cennetine varis olanlardan kıl. Babamı da bağışla, o şüphesiz sapıklardandır. İnsanların diriltileceği gün, Allah'a temiz bir kalble gelenden başka kimseye malın ve oğulların fayda vermeyeceği gün, beni rezil etme" demişti.

    86. 26:86

      وَٱغْفِرْ لِأَبِىٓ إِنَّهُۥ كَانَ مِنَ ٱلضَّآلِّينَ

      Waghfir li abeee innahoo kaana mind daalleen

      Sonrakilerin beni güzel şekilde anmalarını sağla. Beni nimet cennetine varis olanlardan kıl. Babamı da bağışla, o şüphesiz sapıklardandır. İnsanların diriltileceği gün, Allah'a temiz bir kalble gelenden başka kimseye malın ve oğulların fayda vermeyeceği gün, beni rezil etme" demişti.

    87. 26:87

      وَلَا تُخْزِنِى يَوْمَ يُبْعَثُونَ

      Wa laa tukhzinee Yawma yub'asoon

      Sonrakilerin beni güzel şekilde anmalarını sağla. Beni nimet cennetine varis olanlardan kıl. Babamı da bağışla, o şüphesiz sapıklardandır. İnsanların diriltileceği gün, Allah'a temiz bir kalble gelenden başka kimseye malın ve oğulların fayda vermeyeceği gün, beni rezil etme" demişti.

    88. 26:88

      يَوْمَ لَا يَنفَعُ مَالٌۭ وَلَا بَنُونَ

      Yawma laa yanfa'u maalunw wa laa banoon

      Sonrakilerin beni güzel şekilde anmalarını sağla. Beni nimet cennetine varis olanlardan kıl. Babamı da bağışla, o şüphesiz sapıklardandır. İnsanların diriltileceği gün, Allah'a temiz bir kalble gelenden başka kimseye malın ve oğulların fayda vermeyeceği gün, beni rezil etme" demişti.

    89. 26:89

      إِلَّا مَنْ أَتَى ٱللَّهَ بِقَلْبٍۢ سَلِيمٍۢ

      Illaa man atal laaha biqalbin saleem

      Sonrakilerin beni güzel şekilde anmalarını sağla. Beni nimet cennetine varis olanlardan kıl. Babamı da bağışla, o şüphesiz sapıklardandır. İnsanların diriltileceği gün, Allah'a temiz bir kalble gelenden başka kimseye malın ve oğulların fayda vermeyeceği gün, beni rezil etme" demişti.

    90. 26:90

      وَأُزْلِفَتِ ٱلْجَنَّةُ لِلْمُتَّقِينَ

      Wa uzlifatil Jannatu lilmuttaqeen

      O gün cennet Allah'a karşı gelmekten sakınanlara yaklaştırılır. Cehennem de azgınlara gösterilir.

    91. 26:91

      وَبُرِّزَتِ ٱلْجَحِيمُ لِلْغَاوِينَ

      Wa burrizatil Jaheemu lilghaaween

      O gün cennet Allah'a karşı gelmekten sakınanlara yaklaştırılır. Cehennem de azgınlara gösterilir.

    92. 26:92

      وَقِيلَ لَهُمْ أَيْنَ مَا كُنتُمْ تَعْبُدُونَ

      Wa qeela lahum aina maa kuntum ta'budoon

      Onlara: "Allah'ı bırakıp taptıklarınız nerededir. Size yardım ediyorlar mı veya kendilerine yardımları dokunuyor mu?" denilir.

    93. 26:93

      مِن دُونِ ٱللَّهِ هَلْ يَنصُرُونَكُمْ أَوْ يَنتَصِرُونَ

      Min doonil laahi hal yansuroonakum aw yantasiroon

      Onlara: "Allah'ı bırakıp taptıklarınız nerededir. Size yardım ediyorlar mı veya kendilerine yardımları dokunuyor mu?" denilir.

    94. 26:94

      فَكُبْكِبُوا۟ فِيهَا هُمْ وَٱلْغَاوُۥنَ

      Fakubkiboo feehaa hum walghaawoon

      Onlar, azgınlar ve İblis'in adamları, hepsi, tepetakla oraya atılırlar.

    95. 26:95

      وَجُنُودُ إِبْلِيسَ أَجْمَعُونَ

      Wa junoodu Ibleesa ajma'oon

      Onlar, azgınlar ve İblis'in adamları, hepsi, tepetakla oraya atılırlar.

    96. 26:96

      قَالُوا۟ وَهُمْ فِيهَا يَخْتَصِمُونَ

      Qaaloo wa hum feehaa yakkhtasimoon

      Orada putlarıyla çekişerek: "Vallahi biz apaçık bir sapıklıkta idik; çünkü biz sizi Alemlerin Rabbine eşit tutmuştuk; bizi saptıranlar ancak suçlulardır; şimdi şefaatçimiz, yakın bir dostumuz yoktur; keşke geriye bir dönüşümüz olsa da inananlardan olsak" derler.

    97. 26:97

      تَٱللَّهِ إِن كُنَّا لَفِى ضَلَٰلٍۢ مُّبِينٍ

      Tallaahi in kunnaa lafee dalaalim mubeen

      Orada putlarıyla çekişerek: "Vallahi biz apaçık bir sapıklıkta idik; çünkü biz sizi Alemlerin Rabbine eşit tutmuştuk; bizi saptıranlar ancak suçlulardır; şimdi şefaatçimiz, yakın bir dostumuz yoktur; keşke geriye bir dönüşümüz olsa da inananlardan olsak" derler.

    98. 26:98

      إِذْ نُسَوِّيكُم بِرَبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ

      Iz nusawweekum bi Rabbil 'aalameen

      Orada putlarıyla çekişerek: "Vallahi biz apaçık bir sapıklıkta idik; çünkü biz sizi Alemlerin Rabbine eşit tutmuştuk; bizi saptıranlar ancak suçlulardır; şimdi şefaatçimiz, yakın bir dostumuz yoktur; keşke geriye bir dönüşümüz olsa da inananlardan olsak" derler.

    99. 26:99

      وَمَآ أَضَلَّنَآ إِلَّا ٱلْمُجْرِمُونَ

      Wa maaa adallanaaa illal mujrimoon

      Orada putlarıyla çekişerek: "Vallahi biz apaçık bir sapıklıkta idik; çünkü biz sizi Alemlerin Rabbine eşit tutmuştuk; bizi saptıranlar ancak suçlulardır; şimdi şefaatçimiz, yakın bir dostumuz yoktur; keşke geriye bir dönüşümüz olsa da inananlardan olsak" derler.

    100. 26:100

      فَمَا لَنَا مِن شَٰفِعِينَ

      Famaa lanaa min shaa fi'een

      Orada putlarıyla çekişerek: "Vallahi biz apaçık bir sapıklıkta idik; çünkü biz sizi Alemlerin Rabbine eşit tutmuştuk; bizi saptıranlar ancak suçlulardır; şimdi şefaatçimiz, yakın bir dostumuz yoktur; keşke geriye bir dönüşümüz olsa da inananlardan olsak" derler.

    101. 26:101

      وَلَا صَدِيقٍ حَمِيمٍۢ

      Wa laa sadeeqin hameem

      Orada putlarıyla çekişerek: "Vallahi biz apaçık bir sapıklıkta idik; çünkü biz sizi Alemlerin Rabbine eşit tutmuştuk; bizi saptıranlar ancak suçlulardır; şimdi şefaatçimiz, yakın bir dostumuz yoktur; keşke geriye bir dönüşümüz olsa da inananlardan olsak" derler.

    102. 26:102

      فَلَوْ أَنَّ لَنَا كَرَّةًۭ فَنَكُونَ مِنَ ٱلْمُؤْمِنِينَ

      Falaw anna lanaa karratan fanakoona minal mu'mineen

      Orada putlarıyla çekişerek: "Vallahi biz apaçık bir sapıklıkta idik; çünkü biz sizi Alemlerin Rabbine eşit tutmuştuk; bizi saptıranlar ancak suçlulardır; şimdi şefaatçimiz, yakın bir dostumuz yoktur; keşke geriye bir dönüşümüz olsa da inananlardan olsak" derler.

    103. 26:103

      إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَءَايَةًۭ ۖ وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُم مُّؤْمِنِينَ

      Inna fee zaalika la Aayatanw wa maa kaana aksaruhum mu'mineen

      Bunda şüphesiz bir ders vardır ama çoğu inanmamıştır.

    104. 26:104

      وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ

      Wa inna Rabbaka la Huwal 'Azeezur Raheem

      Rabbin şüphesiz güçlüdür, merhametlidir.

    105. 26:105

      كَذَّبَتْ قَوْمُ نُوحٍ ٱلْمُرْسَلِينَ

      Kazzabat qawmu Noohinil Mursaleen

      Nuh'un milleti peygamberlerini yalanladı.

    106. 26:106

      إِذْ قَالَ لَهُمْ أَخُوهُمْ نُوحٌ أَلَا تَتَّقُونَ

      Iz qaala lahum akhoohum Noohun alaa tattaqoon

      Kardeşleri Nuh, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum. Benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin" dedi.

    107. 26:107

      إِنِّى لَكُمْ رَسُولٌ أَمِينٌۭ

      Innee lakum Rasoolun ameen

      Kardeşleri Nuh, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum. Benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin" dedi.

    108. 26:108

      فَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ

      Fattaqullaaha wa atee'oon

      Kardeşleri Nuh, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum. Benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin" dedi.

    109. 26:109

      وَمَآ أَسْـَٔلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ أَجْرٍ ۖ إِنْ أَجْرِىَ إِلَّا عَلَىٰ رَبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ

      Wa maaa as'alukum 'alaihi min ajrin in ajriya illaa 'alaa Rabbil 'aalameen

      Kardeşleri Nuh, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum. Benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin" dedi.

    110. 26:110

      فَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ

      Fattaqul laaha wa atee'oon

      Kardeşleri Nuh, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum. Benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin" dedi.

    111. 26:111

      ۞ قَالُوٓا۟ أَنُؤْمِنُ لَكَ وَٱتَّبَعَكَ ٱلْأَرْذَلُونَ

      Qaalooo anu'minu laka wattaba 'akal arzaloon

      "Sana mı inanacağız? Sana en rezil kimseler uymaktadır" dediler.

    112. 26:112

      قَالَ وَمَا عِلْمِى بِمَا كَانُوا۟ يَعْمَلُونَ

      Qaala wa maa 'ilmee bimaa kaanoo ya'maloon

      Nuh: "Onların yaptıkları hakkında bir bilgim yoktur; hesabları Rabbime aittir, düşünsenize! Ben inananları kovacak değilim. Ben sadece açıkça uyarıcıyım" dedi.

    113. 26:113

      إِنْ حِسَابُهُمْ إِلَّا عَلَىٰ رَبِّى ۖ لَوْ تَشْعُرُونَ

      In hisaabuhum illaa 'alaa Rabbee law tash'uroon

      Nuh: "Onların yaptıkları hakkında bir bilgim yoktur; hesabları Rabbime aittir, düşünsenize! Ben inananları kovacak değilim. Ben sadece açıkça uyarıcıyım" dedi.

    114. 26:114

      وَمَآ أَنَا۠ بِطَارِدِ ٱلْمُؤْمِنِينَ

      Wa maaa ana bitaaridil mu'mineen

      Nuh: "Onların yaptıkları hakkında bir bilgim yoktur; hesabları Rabbime aittir, düşünsenize! Ben inananları kovacak değilim. Ben sadece açıkça uyarıcıyım" dedi.

    115. 26:115

      إِنْ أَنَا۠ إِلَّا نَذِيرٌۭ مُّبِينٌۭ

      In ana illaa nazeerum mubeen

      Nuh: "Onların yaptıkları hakkında bir bilgim yoktur; hesabları Rabbime aittir, düşünsenize! Ben inananları kovacak değilim. Ben sadece açıkça uyarıcıyım" dedi.

    116. 26:116

      قَالُوا۟ لَئِن لَّمْ تَنتَهِ يَٰنُوحُ لَتَكُونَنَّ مِنَ ٱلْمَرْجُومِينَ

      Qaaloo la'il lam tantahi yaa Noohu latakoonanna minal marjoomeen

      "Ey Nuh! Eğer bu işe son vermezsen, şüphesiz taşlanacaklardan olacaksın" dediler.

    117. 26:117

      قَالَ رَبِّ إِنَّ قَوْمِى كَذَّبُونِ

      Qaala Rabbi inna qawmee kazzaboon

      Nuh: "Rabbim! Milletim beni yalanladı. Benimle onların arasında Sen hüküm ver. Beni ve beraberimdeki inananları kurtar" dedi.

    118. 26:118

      فَٱفْتَحْ بَيْنِى وَبَيْنَهُمْ فَتْحًۭا وَنَجِّنِى وَمَن مَّعِىَ مِنَ ٱلْمُؤْمِنِينَ

      Faftab bainee wa bai nahum fat hanw wa najjinee wa mam ma'iya minal mu'mineen

      Nuh: "Rabbim! Milletim beni yalanladı. Benimle onların arasında Sen hüküm ver. Beni ve beraberimdeki inananları kurtar" dedi.

    119. 26:119

      فَأَنجَيْنَٰهُ وَمَن مَّعَهُۥ فِى ٱلْفُلْكِ ٱلْمَشْحُونِ

      Fa anjainaahu wa mamma'ahoo fil fulkil mashhoon

      Bunun üzerine onu ve beraberinde bulunanları, dolu bir gemi içinde taşıyarak kurtardık.

    120. 26:120

      ثُمَّ أَغْرَقْنَا بَعْدُ ٱلْبَاقِينَ

      Summa aghraqnaa ba'dul baaqeen

      Sonra de geride kalanları suda boğduk.

    121. 26:121

      إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَءَايَةًۭ ۖ وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُم مُّؤْمِنِينَ

      Inna fee zaalika la Aayaah; wa maa kaana aksaruhum mu'mineen

      Doğrusu bunda bir ders vardır, ama çoğu inanmamıştır.

    122. 26:122

      وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ

      Wa inna Rabbaka la huwal 'Azeezur Raheem

      Rabbin şüphesiz güçlüdür, merhametlidir.

    123. 26:123

      كَذَّبَتْ عَادٌ ٱلْمُرْسَلِينَ

      Kazzabat 'Aadunil mursaleen

      Ad milleti de peygamberleri yalanladı.

    124. 26:124

      إِذْ قَالَ لَهُمْ أَخُوهُمْ هُودٌ أَلَا تَتَّقُونَ

      Iz qaala lahum akhoohum Hoodun alaa tattaqoon

      Kardeşleri Hud, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Siz her yüksek yere koca bir bina kurup, boş şeyle mi uğraşırsınız? Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz? Yakaladığınızı zorbaca mı yakalarsınız? Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Bildiğiniz şeyleri size verenden sakının; davarları, oğulları, bahçeleri ve akarsuları size O vermiştir. Doğrusu hakkınızda büyük günün azabından korkuyorum" dedi.

    125. 26:125

      إِنِّى لَكُمْ رَسُولٌ أَمِينٌۭ

      Innee lakum Rasoolun ameen

      Kardeşleri Hud, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Siz her yüksek yere koca bir bina kurup, boş şeyle mi uğraşırsınız? Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz? Yakaladığınızı zorbaca mı yakalarsınız? Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Bildiğiniz şeyleri size verenden sakının; davarları, oğulları, bahçeleri ve akarsuları size O vermiştir. Doğrusu hakkınızda büyük günün azabından korkuyorum" dedi.

    126. 26:126

      فَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ

      Fattaqullaaha wa atee'oon

      Kardeşleri Hud, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Siz her yüksek yere koca bir bina kurup, boş şeyle mi uğraşırsınız? Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz? Yakaladığınızı zorbaca mı yakalarsınız? Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Bildiğiniz şeyleri size verenden sakının; davarları, oğulları, bahçeleri ve akarsuları size O vermiştir. Doğrusu hakkınızda büyük günün azabından korkuyorum" dedi.

    127. 26:127

      وَمَآ أَسْـَٔلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ أَجْرٍ ۖ إِنْ أَجْرِىَ إِلَّا عَلَىٰ رَبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ

      Wa maa as'alukum 'alaihi min ajrin in ajriya illaa 'alaa Rabbil 'aalameen

      Kardeşleri Hud, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Siz her yüksek yere koca bir bina kurup, boş şeyle mi uğraşırsınız? Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz? Yakaladığınızı zorbaca mı yakalarsınız? Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Bildiğiniz şeyleri size verenden sakının; davarları, oğulları, bahçeleri ve akarsuları size O vermiştir. Doğrusu hakkınızda büyük günün azabından korkuyorum" dedi.

    128. 26:128

      أَتَبْنُونَ بِكُلِّ رِيعٍ ءَايَةًۭ تَعْبَثُونَ

      Atabnoona bikulli ree'in aayatan ta'basoon

      Kardeşleri Hud, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Siz her yüksek yere koca bir bina kurup, boş şeyle mi uğraşırsınız? Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz? Yakaladığınızı zorbaca mı yakalarsınız? Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Bildiğiniz şeyleri size verenden sakının; davarları, oğulları, bahçeleri ve akarsuları size O vermiştir. Doğrusu hakkınızda büyük günün azabından korkuyorum" dedi.

    129. 26:129

      وَتَتَّخِذُونَ مَصَانِعَ لَعَلَّكُمْ تَخْلُدُونَ

      Wa tattakhizoona masaani'a la'allakum takhludoon

      Kardeşleri Hud, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Siz her yüksek yere koca bir bina kurup, boş şeyle mi uğraşırsınız? Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz? Yakaladığınızı zorbaca mı yakalarsınız? Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Bildiğiniz şeyleri size verenden sakının; davarları, oğulları, bahçeleri ve akarsuları size O vermiştir. Doğrusu hakkınızda büyük günün azabından korkuyorum" dedi.

    130. 26:130

      وَإِذَا بَطَشْتُم بَطَشْتُمْ جَبَّارِينَ

      Wa izaa batashtum batashtum jabbaareen

      Kardeşleri Hud, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Siz her yüksek yere koca bir bina kurup, boş şeyle mi uğraşırsınız? Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz? Yakaladığınızı zorbaca mı yakalarsınız? Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Bildiğiniz şeyleri size verenden sakının; davarları, oğulları, bahçeleri ve akarsuları size O vermiştir. Doğrusu hakkınızda büyük günün azabından korkuyorum" dedi.

    131. 26:131

      فَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ

      Fattaqul laaha wa atee'oon

      Kardeşleri Hud, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Siz her yüksek yere koca bir bina kurup, boş şeyle mi uğraşırsınız? Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz? Yakaladığınızı zorbaca mı yakalarsınız? Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Bildiğiniz şeyleri size verenden sakının; davarları, oğulları, bahçeleri ve akarsuları size O vermiştir. Doğrusu hakkınızda büyük günün azabından korkuyorum" dedi.

    132. 26:132

      وَٱتَّقُوا۟ ٱلَّذِىٓ أَمَدَّكُم بِمَا تَعْلَمُونَ

      Wattaqul lazeee amad dakum bimaa ta'lamoon

      Kardeşleri Hud, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Siz her yüksek yere koca bir bina kurup, boş şeyle mi uğraşırsınız? Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz? Yakaladığınızı zorbaca mı yakalarsınız? Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Bildiğiniz şeyleri size verenden sakının; davarları, oğulları, bahçeleri ve akarsuları size O vermiştir. Doğrusu hakkınızda büyük günün azabından korkuyorum" dedi.

    133. 26:133

      أَمَدَّكُم بِأَنْعَٰمٍۢ وَبَنِينَ

      Amaddakum bi an'aa minw wa baneen

      Kardeşleri Hud, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Siz her yüksek yere koca bir bina kurup, boş şeyle mi uğraşırsınız? Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz? Yakaladığınızı zorbaca mı yakalarsınız? Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Bildiğiniz şeyleri size verenden sakının; davarları, oğulları, bahçeleri ve akarsuları size O vermiştir. Doğrusu hakkınızda büyük günün azabından korkuyorum" dedi.

    134. 26:134

      وَجَنَّٰتٍۢ وَعُيُونٍ

      Wa jannaatinw wa 'uyoon

      Kardeşleri Hud, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Siz her yüksek yere koca bir bina kurup, boş şeyle mi uğraşırsınız? Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz? Yakaladığınızı zorbaca mı yakalarsınız? Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Bildiğiniz şeyleri size verenden sakının; davarları, oğulları, bahçeleri ve akarsuları size O vermiştir. Doğrusu hakkınızda büyük günün azabından korkuyorum" dedi.

    135. 26:135

      إِنِّىٓ أَخَافُ عَلَيْكُمْ عَذَابَ يَوْمٍ عَظِيمٍۢ

      Innee akhaafu 'alaikum 'azaaba Yawmin 'azeem

      Kardeşleri Hud, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Siz her yüksek yere koca bir bina kurup, boş şeyle mi uğraşırsınız? Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz? Yakaladığınızı zorbaca mı yakalarsınız? Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Bildiğiniz şeyleri size verenden sakının; davarları, oğulları, bahçeleri ve akarsuları size O vermiştir. Doğrusu hakkınızda büyük günün azabından korkuyorum" dedi.

    136. 26:136

      قَالُوا۟ سَوَآءٌ عَلَيْنَآ أَوَعَظْتَ أَمْ لَمْ تَكُن مِّنَ ٱلْوَٰعِظِينَ

      Qaaloo sawaaa'un 'alainaaa awa 'azta am lam takum minal waa'izeen

      "İster öğüt ver, ister öğüt verenlerden olma, bizce birdir.

    137. 26:137

      إِنْ هَٰذَآ إِلَّا خُلُقُ ٱلْأَوَّلِينَ

      In haazaaa illaa khuluqul awwaleen

      Bu durumumuz öncekilerin geleneğidir. Biz azaba uğratılacak da değiliz" dediler.

    138. 26:138

      وَمَا نَحْنُ بِمُعَذَّبِينَ

      Wa maa nahnu bimu 'azzabeen

      Bu durumumuz öncekilerin geleneğidir. Biz azaba uğratılacak da değiliz" dediler.

    139. 26:139

      فَكَذَّبُوهُ فَأَهْلَكْنَٰهُمْ ۗ إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَءَايَةًۭ ۖ وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُم مُّؤْمِنِينَ

      Fakazzaboohu fa ahlaknaahum; inna fee zaalika la aayah; wa maa kaana aksaruhum mu'mineen

      Böylece onu yalanladılar; Biz de kendilerini yok ettik. Bunda şüphesiz ki ders vardır; ama çoğu inanmamıştır.

    140. 26:140

      وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ

      Wa inna Rabbaka la huwal 'Azeezur Raheem

      Doğrusu Rabbin güçlüdür, merhametlidir.

    141. 26:141

      كَذَّبَتْ ثَمُودُ ٱلْمُرْسَلِينَ

      Kazzabat Samoodul mursaleen

      Semud milleti de peygamberleri yalanladı.

    142. 26:142

      إِذْ قَالَ لَهُمْ أَخُوهُمْ صَٰلِحٌ أَلَا تَتَّقُونَ

      Iz qaala lahum akhoohum Saalihun alaa tattaqoon

      Kardeşleri Salih onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Burada bahçelerde, pınar başlarında, ekinler, salkımları sarkmış hurmalıklar arasında güven içinde bırakılır mısınız? Dağlarda ustalıkla evler oyar mısınız? Artık Allah'tan sakının, bana itaat edin. Yeryüzünü ıslah etmeyip, bozgunculuk yapan beyinsizlerin emirlerine itaat etmeyin" dedi.

    143. 26:143

      إِنِّى لَكُمْ رَسُولٌ أَمِينٌۭ

      Innee lakum Rasoolun ameen

      Kardeşleri Salih onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Burada bahçelerde, pınar başlarında, ekinler, salkımları sarkmış hurmalıklar arasında güven içinde bırakılır mısınız? Dağlarda ustalıkla evler oyar mısınız? Artık Allah'tan sakının, bana itaat edin. Yeryüzünü ıslah etmeyip, bozgunculuk yapan beyinsizlerin emirlerine itaat etmeyin" dedi.

    144. 26:144

      فَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ

      Fattaqul laaha wa atee'oon

      Kardeşleri Salih onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Burada bahçelerde, pınar başlarında, ekinler, salkımları sarkmış hurmalıklar arasında güven içinde bırakılır mısınız? Dağlarda ustalıkla evler oyar mısınız? Artık Allah'tan sakının, bana itaat edin. Yeryüzünü ıslah etmeyip, bozgunculuk yapan beyinsizlerin emirlerine itaat etmeyin" dedi.

    145. 26:145

      وَمَآ أَسْـَٔلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ أَجْرٍ ۖ إِنْ أَجْرِىَ إِلَّا عَلَىٰ رَبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ

      Wa maaa as'alukum 'alaihi min ajrin in ajriya illaa 'alaa Rabbil 'aalameen

      Kardeşleri Salih onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Burada bahçelerde, pınar başlarında, ekinler, salkımları sarkmış hurmalıklar arasında güven içinde bırakılır mısınız? Dağlarda ustalıkla evler oyar mısınız? Artık Allah'tan sakının, bana itaat edin. Yeryüzünü ıslah etmeyip, bozgunculuk yapan beyinsizlerin emirlerine itaat etmeyin" dedi.

    146. 26:146

      أَتُتْرَكُونَ فِى مَا هَٰهُنَآ ءَامِنِينَ

      Atutrakoona fee maa haahunnaaa aamineen

      Kardeşleri Salih onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Burada bahçelerde, pınar başlarında, ekinler, salkımları sarkmış hurmalıklar arasında güven içinde bırakılır mısınız? Dağlarda ustalıkla evler oyar mısınız? Artık Allah'tan sakının, bana itaat edin. Yeryüzünü ıslah etmeyip, bozgunculuk yapan beyinsizlerin emirlerine itaat etmeyin" dedi.

    147. 26:147

      فِى جَنَّٰتٍۢ وَعُيُونٍۢ

      Fee jannaatinw wa 'uyoon

      Kardeşleri Salih onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Burada bahçelerde, pınar başlarında, ekinler, salkımları sarkmış hurmalıklar arasında güven içinde bırakılır mısınız? Dağlarda ustalıkla evler oyar mısınız? Artık Allah'tan sakının, bana itaat edin. Yeryüzünü ıslah etmeyip, bozgunculuk yapan beyinsizlerin emirlerine itaat etmeyin" dedi.

    148. 26:148

      وَزُرُوعٍۢ وَنَخْلٍۢ طَلْعُهَا هَضِيمٌۭ

      Wa zuroo inw wa nakhlin tal 'uhaa hadeem

      Kardeşleri Salih onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Burada bahçelerde, pınar başlarında, ekinler, salkımları sarkmış hurmalıklar arasında güven içinde bırakılır mısınız? Dağlarda ustalıkla evler oyar mısınız? Artık Allah'tan sakının, bana itaat edin. Yeryüzünü ıslah etmeyip, bozgunculuk yapan beyinsizlerin emirlerine itaat etmeyin" dedi.

    149. 26:149

      وَتَنْحِتُونَ مِنَ ٱلْجِبَالِ بُيُوتًۭا فَٰرِهِينَ

      Wa tanhitoona minal jibaali buyootan faariheen

      Kardeşleri Salih onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Burada bahçelerde, pınar başlarında, ekinler, salkımları sarkmış hurmalıklar arasında güven içinde bırakılır mısınız? Dağlarda ustalıkla evler oyar mısınız? Artık Allah'tan sakının, bana itaat edin. Yeryüzünü ıslah etmeyip, bozgunculuk yapan beyinsizlerin emirlerine itaat etmeyin" dedi.

    150. 26:150

      فَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ

      Fattaqul laaha wa atee'oon

      Kardeşleri Salih onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Burada bahçelerde, pınar başlarında, ekinler, salkımları sarkmış hurmalıklar arasında güven içinde bırakılır mısınız? Dağlarda ustalıkla evler oyar mısınız? Artık Allah'tan sakının, bana itaat edin. Yeryüzünü ıslah etmeyip, bozgunculuk yapan beyinsizlerin emirlerine itaat etmeyin" dedi.

    151. 26:151

      وَلَا تُطِيعُوٓا۟ أَمْرَ ٱلْمُسْرِفِينَ

      Wa laa tutee'ooo amral musrifeen

      Kardeşleri Salih onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Burada bahçelerde, pınar başlarında, ekinler, salkımları sarkmış hurmalıklar arasında güven içinde bırakılır mısınız? Dağlarda ustalıkla evler oyar mısınız? Artık Allah'tan sakının, bana itaat edin. Yeryüzünü ıslah etmeyip, bozgunculuk yapan beyinsizlerin emirlerine itaat etmeyin" dedi.

    152. 26:152

      ٱلَّذِينَ يُفْسِدُونَ فِى ٱلْأَرْضِ وَلَا يُصْلِحُونَ

      Allazeena yufsidoona fil ardi wa laa yuslihoon

      Kardeşleri Salih onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Burada bahçelerde, pınar başlarında, ekinler, salkımları sarkmış hurmalıklar arasında güven içinde bırakılır mısınız? Dağlarda ustalıkla evler oyar mısınız? Artık Allah'tan sakının, bana itaat edin. Yeryüzünü ıslah etmeyip, bozgunculuk yapan beyinsizlerin emirlerine itaat etmeyin" dedi.

    153. 26:153

      قَالُوٓا۟ إِنَّمَآ أَنتَ مِنَ ٱلْمُسَحَّرِينَ

      Qaalooo innamaa anta minal musahhareen

      "Sen şüphesiz büyülenmişin birisin; bizim gibi bir insandan başka birşey değilsin. Eğer doğru sözlü isen bir belge getir" dediler.

    154. 26:154

      مَآ أَنتَ إِلَّا بَشَرٌۭ مِّثْلُنَا فَأْتِ بِـَٔايَةٍ إِن كُنتَ مِنَ ٱلصَّٰدِقِينَ

      Maaa anta illaa basharum mislunaa faati bi Aayatin in kunta minas saadiqeen

      "Sen şüphesiz büyülenmişin birisin; bizim gibi bir insandan başka birşey değilsin. Eğer doğru sözlü isen bir belge getir" dediler.

    155. 26:155

      قَالَ هَٰذِهِۦ نَاقَةٌۭ لَّهَا شِرْبٌۭ وَلَكُمْ شِرْبُ يَوْمٍۢ مَّعْلُومٍۢ

      Qaala haazihee naaqatul lahaa shirbunw w alakum shirbu yawmim ma'loom

      Salih: " İşte belge bu devedir. Kuyudan su içmek hakkı belirli bir gün onun ve belirli bir gün de sizindir; sakın ona bir kötülük yapmayın, yoksa sizi büyük günün azabı yakalar" dedi.

    156. 26:156

      وَلَا تَمَسُّوهَا بِسُوٓءٍۢ فَيَأْخُذَكُمْ عَذَابُ يَوْمٍ عَظِيمٍۢ

      Wa laa tamassoohaa bisooo'in fa yaakhuzakum 'azaabu Yawmin 'Azeem

      Salih: " İşte belge bu devedir. Kuyudan su içmek hakkı belirli bir gün onun ve belirli bir gün de sizindir; sakın ona bir kötülük yapmayın, yoksa sizi büyük günün azabı yakalar" dedi.

    157. 26:157

      فَعَقَرُوهَا فَأَصْبَحُوا۟ نَٰدِمِينَ

      Fa'aqaroohaa fa asbahoo naadimeen

      Onlar ise deveyi kestiler; ama pişman da oldular.

    158. 26:158

      فَأَخَذَهُمُ ٱلْعَذَابُ ۗ إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَءَايَةًۭ ۖ وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُم مُّؤْمِنِينَ

      Fa akhazahumul 'azaab; inna fee zaalika la Aayah; wa maa kaana aksaruhum m'mineen

      Bunun üzerine onları azap yakaladı. Doğrusu bunda bir ders vardır, fakat çoğu inanmamıştır.

    159. 26:159

      وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ

      Wa inna Rabbaka la Huwal 'Azeezur Raheem

      Rabbin şüphesiz güçlüdür, merhametlidir.

    160. 26:160

      كَذَّبَتْ قَوْمُ لُوطٍ ٱلْمُرْسَلِينَ

      kazzabat qawmu Lootinil mursaleen

      Lut milleti de peygamberleri yalanladı.

    161. 26:161

      إِذْ قَالَ لَهُمْ أَخُوهُمْ لُوطٌ أَلَا تَتَّقُونَ

      Iz qaala lahum akhoohum Lootun alaa tattaqoon

      Kardeşleri Lut, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Rabbinizin sizin için yarattığı eşleri bırakıp da, insanlar arasında, erkeklere mi yaklaşıyorsunuz? Doğrusu siz azmış bir milletsiniz" dedi.

    162. 26:162

      إِنِّى لَكُمْ رَسُولٌ أَمِينٌۭ

      Innee lakum rasoolun ameen

      Kardeşleri Lut, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Rabbinizin sizin için yarattığı eşleri bırakıp da, insanlar arasında, erkeklere mi yaklaşıyorsunuz? Doğrusu siz azmış bir milletsiniz" dedi.

    163. 26:163

      فَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ

      Fattaqul laaha wa atee'oon

      Kardeşleri Lut, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Rabbinizin sizin için yarattığı eşleri bırakıp da, insanlar arasında, erkeklere mi yaklaşıyorsunuz? Doğrusu siz azmış bir milletsiniz" dedi.

    164. 26:164

      وَمَآ أَسْـَٔلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ أَجْرٍ ۖ إِنْ أَجْرِىَ إِلَّا عَلَىٰ رَبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ

      Wa maaa as'alukum 'alaihi min ajrin in ajriya illaa 'alaa Rabbil 'aalameen

      Kardeşleri Lut, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Rabbinizin sizin için yarattığı eşleri bırakıp da, insanlar arasında, erkeklere mi yaklaşıyorsunuz? Doğrusu siz azmış bir milletsiniz" dedi.

    165. 26:165

      أَتَأْتُونَ ٱلذُّكْرَانَ مِنَ ٱلْعَٰلَمِينَ

      Ataatoonaz zukraana minal 'aalameen

      Kardeşleri Lut, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Rabbinizin sizin için yarattığı eşleri bırakıp da, insanlar arasında, erkeklere mi yaklaşıyorsunuz? Doğrusu siz azmış bir milletsiniz" dedi.

    166. 26:166

      وَتَذَرُونَ مَا خَلَقَ لَكُمْ رَبُّكُم مِّنْ أَزْوَٰجِكُم ۚ بَلْ أَنتُمْ قَوْمٌ عَادُونَ

      Wa tazaroona maa khalaqa lakum Rabbukum min azwaajikum; bal antum qawmun 'aadoon

      Kardeşleri Lut, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Rabbinizin sizin için yarattığı eşleri bırakıp da, insanlar arasında, erkeklere mi yaklaşıyorsunuz? Doğrusu siz azmış bir milletsiniz" dedi.

    167. 26:167

      قَالُوا۟ لَئِن لَّمْ تَنتَهِ يَٰلُوطُ لَتَكُونَنَّ مِنَ ٱلْمُخْرَجِينَ

      Qaloo la'il lam tantahi yaa Lootu latakoonanna minal mukhrajeen

      "Ey Lut! Bu sözlerinden vazgeçmezsen, mutlaka kovulacaksın" dediler.

    168. 26:168

      قَالَ إِنِّى لِعَمَلِكُم مِّنَ ٱلْقَالِينَ

      Qaala innee li'amalikum minal qaaleen

      Lut: "Doğrusu yaptığınıza çok kızanlardanım. Rabbim! Beni ve ailemi bunların yapageldiği kötülükten kurtar" dedi.

    169. 26:169

      رَبِّ نَجِّنِى وَأَهْلِى مِمَّا يَعْمَلُونَ

      Rabbi najjjinee wa ahlee mimmmaa ya'maloon

      Lut: "Doğrusu yaptığınıza çok kızanlardanım. Rabbim! Beni ve ailemi bunların yapageldiği kötülükten kurtar" dedi.

    170. 26:170

      فَنَجَّيْنَٰهُ وَأَهْلَهُۥٓ أَجْمَعِينَ

      Fanajjainaahu wa ahlahooo ajma'een

      Bunun üzerine geride kalan yaşlı bir kadın dışında, onu ve ailesini, hepsini kurtardık.

    171. 26:171

      إِلَّا عَجُوزًۭا فِى ٱلْغَٰبِرِينَ

      Illaa 'ajoozan filghaabireen

      Bunun üzerine geride kalan yaşlı bir kadın dışında, onu ve ailesini, hepsini kurtardık.

    172. 26:172

      ثُمَّ دَمَّرْنَا ٱلْءَاخَرِينَ

      Summa dammarnal aa khareen

      Diğerlerini yerle bir ettik.

    173. 26:173

      وَأَمْطَرْنَا عَلَيْهِم مَّطَرًۭا ۖ فَسَآءَ مَطَرُ ٱلْمُنذَرِينَ

      Wa amtarnaa 'alaihim mataran fasaaa'a matarul munzareen

      Üzerlerine de yağmur yağdırdık. Uyarılan fakat yola gelmeyenlerin yağmuru ne kötü idi!

    174. 26:174

      إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَءَايَةًۭ ۖ وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُم مُّؤْمِنِينَ

      Inna fee zaalika la Aayah; wa maa kaana aksaruhum mu'mineen

      Şüphesiz bunda bir ders vardır, ama çoğu inanmamıştır.

    175. 26:175

      وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ

      Wa inna Rabbaka la Huwal 'Azeezur Raheem

      Doğrusu Rabbin güçlüdür, merhametlidir.

    176. 26:176

      كَذَّبَ أَصْحَٰبُ لْـَٔيْكَةِ ٱلْمُرْسَلِينَ

      Kazzaba As haabul Aykatil mursaleen

      Ormanlık yerde oturanlar, Eykeliler de peygamberleri yalanladı.

    177. 26:177

      إِذْ قَالَ لَهُمْ شُعَيْبٌ أَلَا تَتَّقُونَ

      Iz qaala lahum Shu'aybun alaa tattaqoon

      Şuayb onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum, benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Ölçüyü tam yapın, eksiltenlerden olmayın. Doğru terazi ile tartın. İnsanların hakkını azaltmayın. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın. Sizi ve daha önceki nesilleri yaratandan korkun" dedi.

    178. 26:178

      إِنِّى لَكُمْ رَسُولٌ أَمِينٌۭ

      Innee lakum Rasoolun ameen

      Şuayb onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum, benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Ölçüyü tam yapın, eksiltenlerden olmayın. Doğru terazi ile tartın. İnsanların hakkını azaltmayın. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın. Sizi ve daha önceki nesilleri yaratandan korkun" dedi.

    179. 26:179

      فَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ

      Fattaqul laaha wa atee'oon

      Şuayb onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum, benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Ölçüyü tam yapın, eksiltenlerden olmayın. Doğru terazi ile tartın. İnsanların hakkını azaltmayın. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın. Sizi ve daha önceki nesilleri yaratandan korkun" dedi.

    180. 26:180

      وَمَآ أَسْـَٔلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ أَجْرٍ ۖ إِنْ أَجْرِىَ إِلَّا عَلَىٰ رَبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ

      Wa maaa as'alukum 'alaihi min ajrin in ajriya illaa 'alaa Rabbil 'aalameen

      Şuayb onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum, benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Ölçüyü tam yapın, eksiltenlerden olmayın. Doğru terazi ile tartın. İnsanların hakkını azaltmayın. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın. Sizi ve daha önceki nesilleri yaratandan korkun" dedi.

    181. 26:181

      ۞ أَوْفُوا۟ ٱلْكَيْلَ وَلَا تَكُونُوا۟ مِنَ ٱلْمُخْسِرِينَ

      Awful kaila wa laa takoonoo minal mukhsireen

      Şuayb onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum, benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Ölçüyü tam yapın, eksiltenlerden olmayın. Doğru terazi ile tartın. İnsanların hakkını azaltmayın. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın. Sizi ve daha önceki nesilleri yaratandan korkun" dedi.

    182. 26:182

      وَزِنُوا۟ بِٱلْقِسْطَاسِ ٱلْمُسْتَقِيمِ

      Wa zinoo bilqistaasil mustaqeem

      Şuayb onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum, benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Ölçüyü tam yapın, eksiltenlerden olmayın. Doğru terazi ile tartın. İnsanların hakkını azaltmayın. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın. Sizi ve daha önceki nesilleri yaratandan korkun" dedi.

    183. 26:183

      وَلَا تَبْخَسُوا۟ ٱلنَّاسَ أَشْيَآءَهُمْ وَلَا تَعْثَوْا۟ فِى ٱلْأَرْضِ مُفْسِدِينَ

      Wa laa tabkhasun naasa ashyaaa 'ahum wa laa ta'saw fil ardi mufsideen

      Şuayb onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum, benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Ölçüyü tam yapın, eksiltenlerden olmayın. Doğru terazi ile tartın. İnsanların hakkını azaltmayın. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın. Sizi ve daha önceki nesilleri yaratandan korkun" dedi.

    184. 26:184

      وَٱتَّقُوا۟ ٱلَّذِى خَلَقَكُمْ وَٱلْجِبِلَّةَ ٱلْأَوَّلِينَ

      Wattaqul lazee khalaqakum waljibillatal awwaleen

      Şuayb onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum, benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Ölçüyü tam yapın, eksiltenlerden olmayın. Doğru terazi ile tartın. İnsanların hakkını azaltmayın. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın. Sizi ve daha önceki nesilleri yaratandan korkun" dedi.

    185. 26:185

      قَالُوٓا۟ إِنَّمَآ أَنتَ مِنَ ٱلْمُسَحَّرِينَ

      Qaalooo innamaa anta minal musahhareen

      "Sen ancak büyülenmişin birisin. Bizim gibi bir insandan başka bir şey değilsin. Doğrusu seni yalancılardan sanıyoruz. Eğer doğru sözlü isen göğün bir parçasını üstümüze düşür" dediler.

    186. 26:186

      وَمَآ أَنتَ إِلَّا بَشَرٌۭ مِّثْلُنَا وَإِن نَّظُنُّكَ لَمِنَ ٱلْكَٰذِبِينَ

      Wa maaa anta illaa basharum mislunaa wa innazunnuka laminal kaazibeen

      "Sen ancak büyülenmişin birisin. Bizim gibi bir insandan başka bir şey değilsin. Doğrusu seni yalancılardan sanıyoruz. Eğer doğru sözlü isen göğün bir parçasını üstümüze düşür" dediler.

    187. 26:187

      فَأَسْقِطْ عَلَيْنَا كِسَفًۭا مِّنَ ٱلسَّمَآءِ إِن كُنتَ مِنَ ٱلصَّٰدِقِينَ

      Fa asqit 'alainaa kisafam minas samaaa'i in kunta minas saadiqeen

      "Sen ancak büyülenmişin birisin. Bizim gibi bir insandan başka bir şey değilsin. Doğrusu seni yalancılardan sanıyoruz. Eğer doğru sözlü isen göğün bir parçasını üstümüze düşür" dediler.

    188. 26:188

      قَالَ رَبِّىٓ أَعْلَمُ بِمَا تَعْمَلُونَ

      Qaala Rabbeee a'lamu bimaa ta'maloon

      Şuayb: "Rabbim yaptıklarınızı çok iyi bilir" dedi.

    189. 26:189

      فَكَذَّبُوهُ فَأَخَذَهُمْ عَذَابُ يَوْمِ ٱلظُّلَّةِ ۚ إِنَّهُۥ كَانَ عَذَابَ يَوْمٍ عَظِيمٍ

      Fakazzaboohu fa akhazahum 'azaabu Yawmiz zullah; innahoo kaana 'azaaba Yawmin 'Azeem

      Ama onu yalanladılar. Bunun üzerine onları bulutlu bir günün azabı yakaladı. Gerçekten o gün, azabı büyük bir gündü.

    190. 26:190

      إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَءَايَةًۭ ۖ وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُم مُّؤْمِنِينَ

      Inna fee zaalika la Aayah; wa maa kaana aksaruhum mu'mineen

      Doğrusu bunda bir ders vardır. Fakat çoğu inanmamıştır.

    191. 26:191

      وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ

      Wa inna Rabbaka la huwal 'Azeezur Raheem

      Rabbin şüphesiz güçlüdür, merhametlidir.

    192. 26:192

      وَإِنَّهُۥ لَتَنزِيلُ رَبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ

      Wa innahoo latanzeelu Rabbil 'aalameen

      Şüphesiz Kuran Alemlerin Rabbinin indirmesidir.

    193. 26:193

      نَزَلَ بِهِ ٱلرُّوحُ ٱلْأَمِينُ

      Nazala bihir Roohul Ameen

      Apaçık Arap diliyle, uyaranlardan olman için onu Cebrail senin kalbine indirmiştir.

    194. 26:194

      عَلَىٰ قَلْبِكَ لِتَكُونَ مِنَ ٱلْمُنذِرِينَ

      'Alaa qalbika litakoona minal munzireen

      Apaçık Arap diliyle, uyaranlardan olman için onu Cebrail senin kalbine indirmiştir.

    195. 26:195

      بِلِسَانٍ عَرَبِىٍّۢ مُّبِينٍۢ

      Bilisaanin 'Arabiyyim mubeen

      Apaçık Arap diliyle, uyaranlardan olman için onu Cebrail senin kalbine indirmiştir.

    196. 26:196

      وَإِنَّهُۥ لَفِى زُبُرِ ٱلْأَوَّلِينَ

      Wa innahoo lafee Zuburil awwaleen

      O, daha öncekilerin kitabında da zikredilmiştir.

    197. 26:197

      أَوَلَمْ يَكُن لَّهُمْ ءَايَةً أَن يَعْلَمَهُۥ عُلَمَٰٓؤُا۟ بَنِىٓ إِسْرَٰٓءِيلَ

      Awalam yakul lahum Aayatan ai ya'lamahoo 'ulamaaa'u Baneee Israaa'eel

      İsrailoğulları bilginlerinin bunu bilmeye bir delilleri yok muydu?

    198. 26:198

      وَلَوْ نَزَّلْنَٰهُ عَلَىٰ بَعْضِ ٱلْأَعْجَمِينَ

      Wa law nazzalnaahu 'alaa ba'dil a'jameen

      Biz Kuran'ı Arapça bilmeyen kimselerden birine indirseydik de o bunları okusaydı yine de ona inanmazlardı.

    199. 26:199

      فَقَرَأَهُۥ عَلَيْهِم مَّا كَانُوا۟ بِهِۦ مُؤْمِنِينَ

      Faqara ahoo 'alaihim maa kaanoo bihee mu'mineen

      Biz Kuran'ı Arapça bilmeyen kimselerden birine indirseydik de o bunları okusaydı yine de ona inanmazlardı.

    200. 26:200

      كَذَٰلِكَ سَلَكْنَٰهُ فِى قُلُوبِ ٱلْمُجْرِمِينَ

      Kazaalika salaknaahu fee quloobil mujrimeen

      Suçluların kalblerine Kuran'ı böylece sokarız da, can yakıcı azabı görmedikçe ona inanmazlar. Bu azap onlara haberleri olmadan geliverecektir.

    201. 26:201

      لَا يُؤْمِنُونَ بِهِۦ حَتَّىٰ يَرَوُا۟ ٱلْعَذَابَ ٱلْأَلِيمَ

      Laa yu'minoona bihee hattaa yarawul 'azaabal aleem

      Suçluların kalblerine Kuran'ı böylece sokarız da, can yakıcı azabı görmedikçe ona inanmazlar. Bu azap onlara haberleri olmadan geliverecektir.

    202. 26:202

      فَيَأْتِيَهُم بَغْتَةًۭ وَهُمْ لَا يَشْعُرُونَ

      Fayaatiyahum baghtatanw wa hum laa yash'uroon

      Suçluların kalblerine Kuran'ı böylece sokarız da, can yakıcı azabı görmedikçe ona inanmazlar. Bu azap onlara haberleri olmadan geliverecektir.

    203. 26:203

      فَيَقُولُوا۟ هَلْ نَحْنُ مُنظَرُونَ

      Fa yaqooloo hal nahnu munzaroon

      O zaman "Erteye bırakılmaz mıyız?" derler.

    204. 26:204

      أَفَبِعَذَابِنَا يَسْتَعْجِلُونَ

      Aafabi 'azaabinaa yasta'jiloon

      Bizim azabımızı mı acele istiyorlardı?

    205. 26:205

      أَفَرَءَيْتَ إِن مَّتَّعْنَٰهُمْ سِنِينَ

      Aara'aita im matta'naahum sineen

      Söylesene, Biz onlara yıllar yılı nimetler vermiş olsak, sonra da tehdit edildikleri şey başlarına gelse, kendilerine verilmiş olan nimetler onlara bir fayda sağlar mı?

    206. 26:206

      ثُمَّ جَآءَهُم مَّا كَانُوا۟ يُوعَدُونَ

      Summa jaaa'ahum maa kaanoo yoo'adoon

      Söylesene, Biz onlara yıllar yılı nimetler vermiş olsak, sonra da tehdit edildikleri şey başlarına gelse, kendilerine verilmiş olan nimetler onlara bir fayda sağlar mı?

    207. 26:207

      مَآ أَغْنَىٰ عَنْهُم مَّا كَانُوا۟ يُمَتَّعُونَ

      Maaa aghnaaa 'anhum maa kaanoo yumaatoo'oon

      Söylesene, Biz onlara yıllar yılı nimetler vermiş olsak, sonra da tehdit edildikleri şey başlarına gelse, kendilerine verilmiş olan nimetler onlara bir fayda sağlar mı?

    208. 26:208

      وَمَآ أَهْلَكْنَا مِن قَرْيَةٍ إِلَّا لَهَا مُنذِرُونَ

      Wa maaa ahlaknaa min qaryatin illaa lahaa munziroon

      Hiçbir kent halkını kendilerine öğüt veren uyarıcılar gelmeden yok etmedik. Biz zalim değiliz.

    209. 26:209

      ذِكْرَىٰ وَمَا كُنَّا ظَٰلِمِينَ

      Zikraa wa maa kunnaa zaalimeen

      Hiçbir kent halkını kendilerine öğüt veren uyarıcılar gelmeden yok etmedik. Biz zalim değiliz.

    210. 26:210

      وَمَا تَنَزَّلَتْ بِهِ ٱلشَّيَٰطِينُ

      Wa maa tanazzalat bihish Shayaateen

      Kuran'ı şeytanlar indirmemiştir.

    211. 26:211

      وَمَا يَنۢبَغِى لَهُمْ وَمَا يَسْتَطِيعُونَ

      Wa maa yambaghee lahum wa maa yastatee'oon

      Bu onlara düşmez, zaten güçleri de yetmez.

    212. 26:212

      إِنَّهُمْ عَنِ ٱلسَّمْعِ لَمَعْزُولُونَ

      Innahum 'anis sam'i lama'zooloon

      Doğrusu onlar vahyi dinlemekten uzak tutulmuşlardır.

    213. 26:213

      فَلَا تَدْعُ مَعَ ٱللَّهِ إِلَٰهًا ءَاخَرَ فَتَكُونَ مِنَ ٱلْمُعَذَّبِينَ

      Falaa tad'u ma'al laahi ilaahan aakhara fatakoona minal mu'azzabeen

      O halde sakın Allah'ın yanında başka tanrı tutup ona yalvarma, yoksa azap göreceklerden olursun.

    214. 26:214

      وَأَنذِرْ عَشِيرَتَكَ ٱلْأَقْرَبِينَ

      Wa anzir 'asheeratakal aqrabeen

      Önce en yakın hısımlarını uyar.

    215. 26:215

      وَٱخْفِضْ جَنَاحَكَ لِمَنِ ٱتَّبَعَكَ مِنَ ٱلْمُؤْمِنِينَ

      Wakhfid janaahaka limanit taba 'aka minal mu'mineen

      Sana uyan müminleri kanatların altına al.

    216. 26:216

      فَإِنْ عَصَوْكَ فَقُلْ إِنِّى بَرِىٓءٌۭ مِّمَّا تَعْمَلُونَ

      Fa in asawka faqul innee bareee'um mimmmaa ta'maloon

      Sana başkaldırırlarsa: "Yaptıklarınızdan uzağım" de.

    217. 26:217

      وَتَوَكَّلْ عَلَى ٱلْعَزِيزِ ٱلرَّحِيمِ

      Wa tawakkal alal 'Azeezir Raheem

      Senin kalkıp namaz kılanlar arasında bulunduğunu gören, güçlü ve merhametli olan Allah'a güven. Doğrusu O işitir ve bilir.

    218. 26:218

      ٱلَّذِى يَرَىٰكَ حِينَ تَقُومُ

      Allazee yaraaka heena taqoom

      Senin kalkıp namaz kılanlar arasında bulunduğunu gören, güçlü ve merhametli olan Allah'a güven. Doğrusu O işitir ve bilir.

    219. 26:219

      وَتَقَلُّبَكَ فِى ٱلسَّٰجِدِينَ

      Wa taqallubaka fis saajideen

      Senin kalkıp namaz kılanlar arasında bulunduğunu gören, güçlü ve merhametli olan Allah'a güven. Doğrusu O işitir ve bilir.

    220. 26:220

      إِنَّهُۥ هُوَ ٱلسَّمِيعُ ٱلْعَلِيمُ

      Innahoo Huwas Samee'ul 'Aleem

      Senin kalkıp namaz kılanlar arasında bulunduğunu gören, güçlü ve merhametli olan Allah'a güven. Doğrusu O işitir ve bilir.

    221. 26:221

      هَلْ أُنَبِّئُكُمْ عَلَىٰ مَن تَنَزَّلُ ٱلشَّيَٰطِينُ

      Hal unabbi'ukum 'alaa man tanazzalush Shayaateen

      "Şeytanların kime indiğini size haber vereyim mi?" de.

    222. 26:222

      تَنَزَّلُ عَلَىٰ كُلِّ أَفَّاكٍ أَثِيمٍۢ

      Tanazzalu 'alaa kulli affaakin aseem

      Onlar, günahkar iftiracıların hepsine iner.

    223. 26:223

      يُلْقُونَ ٱلسَّمْعَ وَأَكْثَرُهُمْ كَٰذِبُونَ

      Yulqoonas sam'a wa aksaruhum aaziboon

      Bunlar şeytanlara kulak verirler, çoğu yalancıdırlar.

    224. 26:224

      وَٱلشُّعَرَآءُ يَتَّبِعُهُمُ ٱلْغَاوُۥنَ

      Washshu 'araaa'u yattabi 'uhumul ghaawoon

      O şairlere gelince; onlara azgınlar uyar.

    225. 26:225

      أَلَمْ تَرَ أَنَّهُمْ فِى كُلِّ وَادٍۢ يَهِيمُونَ

      Alam tara annahum fee kulli waadiny yaheemoon

      Onların her vadide şaşkın şaşkın dolaştıklarını ve yapmadıklarını yaptık dediklerini görmez misin?

    226. 26:226

      وَأَنَّهُمْ يَقُولُونَ مَا لَا يَفْعَلُونَ

      Wa annahum yaqooloona ma laa yaf'aloon

      Onların her vadide şaşkın şaşkın dolaştıklarını ve yapmadıklarını yaptık dediklerini görmez misin?

    227. 26:227

      إِلَّا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَعَمِلُوا۟ ٱلصَّٰلِحَٰتِ وَذَكَرُوا۟ ٱللَّهَ كَثِيرًۭا وَٱنتَصَرُوا۟ مِنۢ بَعْدِ مَا ظُلِمُوا۟ ۗ وَسَيَعْلَمُ ٱلَّذِينَ ظَلَمُوٓا۟ أَىَّ مُنقَلَبٍۢ يَنقَلِبُونَ

      Illal lazeena aamanoo w a'amilus saalihaati wa zakarul laaha kaseeranw wantasaroo mim ba'di maa zulimoo; wa saya'lamul lazeena zalamooo aiya munqalbiny yanqaliboon

      Ancak inanıp yararlı iş işleyenler, Allah'ı çok çok ananlar ve haksızlığa uğratıldıklarında haklarını alanlar bunun dışındadır. Haksızlık eden kimseler nasıl bir yıkılışla yıkılacaklarını anlayacaklardır.