Surah At-Tur

    The Mount

    الطور
    Progress1 / 49
    1
    الطور
    وَٱلطُّورِ
    Click to flip

    You've completed At-Tur!

    Swipe or use ← → keys to navigate, Space to flip

    About Surah At-Tur

    At-Tur, the Mount, takes its oath by the mountain where Allah spoke to Musa. It describes the rewards waiting for the righteous in gardens of delight and answers the doubts of those who rejected the message with a series of searching questions. It calls the Prophet (peace be upon him) to patience and trust.

    Oaths and certaintyReward of the righteousAnswering doubtPatience

    Arabic: Uthmani script (Hafs). Translation: Turkish (Türkçe). Recitation: Mishary Rashid Alafasy. See Sources for full attribution.

    Surah At-Tur (The Mount)

    Surah 52 of the Holy Quran · Meccan · 49 verses

    Also spelled: At Tur, AtTur, Tur, The Mount

    Surah At-Tur (The Mount) is the 52th chapter of the Holy Quran. It was revealed in Mecca and contains 49 verses (ayahs). Read it below with the Arabic text, transliteration, and Turkish translation, or open it as interactive flashcards to memorize it verse by verse.

    Read the full surah as text
    1. 52:1

      وَٱلطُّورِ

      Wat-Toor

      Tura, yayılmış ince deri üzerine satır satır dizilmiş Kitap'a, mamur bir ev olan Kabe'ye, yükseltilmiş tavan gibi göğe, kaynayacak denize and olsun ki, Rabbinin azabı hiç şüphesiz gelecektir. Onu savacak yoktur.

    2. 52:2

      وَكِتَٰبٍۢ مَّسْطُورٍۢ

      Wa kitaabim mastoor

      Tura, yayılmış ince deri üzerine satır satır dizilmiş Kitap'a, mamur bir ev olan Kabe'ye, yükseltilmiş tavan gibi göğe, kaynayacak denize and olsun ki, Rabbinin azabı hiç şüphesiz gelecektir. Onu savacak yoktur.

    3. 52:3

      فِى رَقٍّۢ مَّنشُورٍۢ

      Fee raqqim manshoor

      Tura, yayılmış ince deri üzerine satır satır dizilmiş Kitap'a, mamur bir ev olan Kabe'ye, yükseltilmiş tavan gibi göğe, kaynayacak denize and olsun ki, Rabbinin azabı hiç şüphesiz gelecektir. Onu savacak yoktur.

    4. 52:4

      وَٱلْبَيْتِ ٱلْمَعْمُورِ

      Wal baitil ma'moor

      Tura, yayılmış ince deri üzerine satır satır dizilmiş Kitap'a, mamur bir ev olan Kabe'ye, yükseltilmiş tavan gibi göğe, kaynayacak denize and olsun ki, Rabbinin azabı hiç şüphesiz gelecektir. Onu savacak yoktur.

    5. 52:5

      وَٱلسَّقْفِ ٱلْمَرْفُوعِ

      Wassaqfil marfoo'

      Tura, yayılmış ince deri üzerine satır satır dizilmiş Kitap'a, mamur bir ev olan Kabe'ye, yükseltilmiş tavan gibi göğe, kaynayacak denize and olsun ki, Rabbinin azabı hiç şüphesiz gelecektir. Onu savacak yoktur.

    6. 52:6

      وَٱلْبَحْرِ ٱلْمَسْجُورِ

      Wal bahril masjoor

      Tura, yayılmış ince deri üzerine satır satır dizilmiş Kitap'a, mamur bir ev olan Kabe'ye, yükseltilmiş tavan gibi göğe, kaynayacak denize and olsun ki, Rabbinin azabı hiç şüphesiz gelecektir. Onu savacak yoktur.

    7. 52:7

      إِنَّ عَذَابَ رَبِّكَ لَوَٰقِعٌۭ

      Inna 'azaaba Rabbika lawaaqi'

      Tura, yayılmış ince deri üzerine satır satır dizilmiş Kitap'a, mamur bir ev olan Kabe'ye, yükseltilmiş tavan gibi göğe, kaynayacak denize and olsun ki, Rabbinin azabı hiç şüphesiz gelecektir. Onu savacak yoktur.

    8. 52:8

      مَّا لَهُۥ مِن دَافِعٍۢ

      Maa lahoo min daafi'

      Tura, yayılmış ince deri üzerine satır satır dizilmiş Kitap'a, mamur bir ev olan Kabe'ye, yükseltilmiş tavan gibi göğe, kaynayacak denize and olsun ki, Rabbinin azabı hiç şüphesiz gelecektir. Onu savacak yoktur.

    9. 52:9

      يَوْمَ تَمُورُ ٱلسَّمَآءُ مَوْرًۭا

      Yawma tamoorus samaaa'u mawraa

      Göğün sarsıldıkça sarsılacağı, dağların yürüdükçe yürüyeceği gün; işte o gün, daldıkları yerde eğlenip oyalanarak kıyameti yalanlayanlara yazık olacak!

    10. 52:10

      وَتَسِيرُ ٱلْجِبَالُ سَيْرًۭا

      Wa taseerul jibaalu sairaa

      Göğün sarsıldıkça sarsılacağı, dağların yürüdükçe yürüyeceği gün; işte o gün, daldıkları yerde eğlenip oyalanarak kıyameti yalanlayanlara yazık olacak!

    11. 52:11

      فَوَيْلٌۭ يَوْمَئِذٍۢ لِّلْمُكَذِّبِينَ

      Fawailuny yawma 'izil lil mukaazzibeen

      Göğün sarsıldıkça sarsılacağı, dağların yürüdükçe yürüyeceği gün; işte o gün, daldıkları yerde eğlenip oyalanarak kıyameti yalanlayanlara yazık olacak!

    12. 52:12

      ٱلَّذِينَ هُمْ فِى خَوْضٍۢ يَلْعَبُونَ

      Allazeena hum fee khawdiny yal'aboon

      Göğün sarsıldıkça sarsılacağı, dağların yürüdükçe yürüyeceği gün; işte o gün, daldıkları yerde eğlenip oyalanarak kıyameti yalanlayanlara yazık olacak!

    13. 52:13

      يَوْمَ يُدَعُّونَ إِلَىٰ نَارِ جَهَنَّمَ دَعًّا

      Yawma yuda'-'oona ilaa naari jahannama da'-'aa

      Cehennem ateşine itildikçe itildikleri gün, onlara: "İşte yalanlayıp durduğunuz ateş budur;

    14. 52:14

      هَٰذِهِ ٱلنَّارُ ٱلَّتِى كُنتُم بِهَا تُكَذِّبُونَ

      Haazihin naarul latee kuntum bihaa tukazziboon

      Cehennem ateşine itildikçe itildikleri gün, onlara: "İşte yalanlayıp durduğunuz ateş budur;

    15. 52:15

      أَفَسِحْرٌ هَٰذَآ أَمْ أَنتُمْ لَا تُبْصِرُونَ

      Afasihrun haazaaaa am antum laa tubsiroon

      Bu bir büyü müdür, yoksa hala görmez misiniz? Girin oraya, sabretseniz de sabretmeseniz de artık birdir; ancak işlediklerinizin karşılığını görüyorsunuz" denir.

    16. 52:16

      ٱصْلَوْهَا فَٱصْبِرُوٓا۟ أَوْ لَا تَصْبِرُوا۟ سَوَآءٌ عَلَيْكُمْ ۖ إِنَّمَا تُجْزَوْنَ مَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ

      Islawhaa fasbirooo aw laa tasbiroo sawaaa'un 'alaikum innamaa tujzawna maa kuntum ta'maloon

      Bu bir büyü müdür, yoksa hala görmez misiniz? Girin oraya, sabretseniz de sabretmeseniz de artık birdir; ancak işlediklerinizin karşılığını görüyorsunuz" denir.

    17. 52:17

      إِنَّ ٱلْمُتَّقِينَ فِى جَنَّٰتٍۢ وَنَعِيمٍۢ

      Innal muttaqeena fee jannaatinw wa na'eem

      Allah'a karşı gelmekten sakınanlar, şüphesiz, cennetlerde ve Rablerinin kendilerine verdikleriyle zevk duyarak nimetler içindedirler. Rableri onları cehennem azabından korumuştur.

    18. 52:18

      فَٰكِهِينَ بِمَآ ءَاتَىٰهُمْ رَبُّهُمْ وَوَقَىٰهُمْ رَبُّهُمْ عَذَابَ ٱلْجَحِيمِ

      Faakiheena bimaaa aataahum rabbuhum wa waqaahum rabbuhum 'azaabal jaheem

      Allah'a karşı gelmekten sakınanlar, şüphesiz, cennetlerde ve Rablerinin kendilerine verdikleriyle zevk duyarak nimetler içindedirler. Rableri onları cehennem azabından korumuştur.

    19. 52:19

      كُلُوا۟ وَٱشْرَبُوا۟ هَنِيٓـًٔۢا بِمَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ

      Kuloo washraboo haneee 'am bimaa kuntum ta'maloon

      Onlara şöyle denir: "İşlediklerinizden ötürü, dizi dizi tahtlara yaslanarak afiyetle yiyin için." Onlara, ceylan gözlü eşler veririz.

    20. 52:20

      مُتَّكِـِٔينَ عَلَىٰ سُرُرٍۢ مَّصْفُوفَةٍۢ ۖ وَزَوَّجْنَٰهُم بِحُورٍ عِينٍۢ

      Muttaki'eena 'alaa sururim masfoofatinw wa zawwaj naahum bihoorin 'een

      Onlara şöyle denir: "İşlediklerinizden ötürü, dizi dizi tahtlara yaslanarak afiyetle yiyin için." Onlara, ceylan gözlü eşler veririz.

    21. 52:21

      وَٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَٱتَّبَعَتْهُمْ ذُرِّيَّتُهُم بِإِيمَٰنٍ أَلْحَقْنَا بِهِمْ ذُرِّيَّتَهُمْ وَمَآ أَلَتْنَٰهُم مِّنْ عَمَلِهِم مِّن شَىْءٍۢ ۚ كُلُّ ٱمْرِئٍۭ بِمَا كَسَبَ رَهِينٌۭ

      Wallazeena aamanoo wattaba'at hum zurriyyatuhum bieemaanin alhaqnaa bihim zurriyyatahum wa maaa alatnaahum min 'amalihim min shai'; kullum ri'im bimaa kasaba raheen

      İnanan, soyları da inançta kendilerine uyan kimselere soylarını da katarız. Onların işlediklerinden hiçbir şey eksiltmeyiz. Herkes kazancına bağlıdır.

    22. 52:22

      وَأَمْدَدْنَٰهُم بِفَٰكِهَةٍۢ وَلَحْمٍۢ مِّمَّا يَشْتَهُونَ

      Wa amdadnaahum bifaa kihatinw wa lahmim mimmaa yashtahoon

      Cennette olanlara diledikleri meyve ve etten bol bol veririz.

    23. 52:23

      يَتَنَٰزَعُونَ فِيهَا كَأْسًۭا لَّا لَغْوٌۭ فِيهَا وَلَا تَأْثِيمٌۭ

      Yatanaaza'oona feehaa kaasal laa laghwun feehaa wa laa taaseem

      Orada kadeh tokuştururlar; fakat bunda ne bir saçmalama, ne de bir günaha girme vardır.

    24. 52:24

      ۞ وَيَطُوفُ عَلَيْهِمْ غِلْمَانٌۭ لَّهُمْ كَأَنَّهُمْ لُؤْلُؤٌۭ مَّكْنُونٌۭ

      Wa yatoofu 'alaihim ghilmaanul lahum ka annahum lu'lu'um maknoon

      Sedefteki inciler gibi olan gençler yanlarında dolaşırlar.

    25. 52:25

      وَأَقْبَلَ بَعْضُهُمْ عَلَىٰ بَعْضٍۢ يَتَسَآءَلُونَ

      Wa aqbala ba'duhum 'alaa ba'diny yatasaaa'aloon

      Birbirlerine dönüp soruşurlar:

    26. 52:26

      قَالُوٓا۟ إِنَّا كُنَّا قَبْلُ فِىٓ أَهْلِنَا مُشْفِقِينَ

      Qaalooo innaa kunnaa qablu feee ahlinaa mushfiqeen

      "Doğrusu bundan önce ailemizin yanında bile korku içindeydik; Allah lütfedip bizi kavurucu azabdan korudu; doğrusu bundan önce de O'na yalvarıyorduk; şüphesiz O, iyilik yapandır, acıyandır" derler.

    27. 52:27

      فَمَنَّ ٱللَّهُ عَلَيْنَا وَوَقَىٰنَا عَذَابَ ٱلسَّمُومِ

      Famannnal laahu 'alainaa wa waqaanaa 'azaabas samoom

      "Doğrusu bundan önce ailemizin yanında bile korku içindeydik; Allah lütfedip bizi kavurucu azabdan korudu; doğrusu bundan önce de O'na yalvarıyorduk; şüphesiz O, iyilik yapandır, acıyandır" derler.

    28. 52:28

      إِنَّا كُنَّا مِن قَبْلُ نَدْعُوهُ ۖ إِنَّهُۥ هُوَ ٱلْبَرُّ ٱلرَّحِيمُ

      Innaa kunnaa min qablu nad'oohu innahoo huwal barrur raheem

      "Doğrusu bundan önce ailemizin yanında bile korku içindeydik; Allah lütfedip bizi kavurucu azabdan korudu; doğrusu bundan önce de O'na yalvarıyorduk; şüphesiz O, iyilik yapandır, acıyandır" derler.

    29. 52:29

      فَذَكِّرْ فَمَآ أَنتَ بِنِعْمَتِ رَبِّكَ بِكَاهِنٍۢ وَلَا مَجْنُونٍ

      Fazakkir famaaa anta bini'mati rabbika bikaahininw wa laa majnoon

      Öğüt ver; Rabbinin nimetiyle sen, ne kahinsin ne de delisin.

    30. 52:30

      أَمْ يَقُولُونَ شَاعِرٌۭ نَّتَرَبَّصُ بِهِۦ رَيْبَ ٱلْمَنُونِ

      Am yaqooloona shaa'irun natarabbasu bihee raibal manoon

      Yoksa senin için şöyle mi derler: "Şairdir, zamanın onun aleyhine dönmesini gözlüyoruz."

    31. 52:31

      قُلْ تَرَبَّصُوا۟ فَإِنِّى مَعَكُم مِّنَ ٱلْمُتَرَبِّصِينَ

      Qul tarabbasoo fa innee ma'akum minal mutarabbiseen

      De ki: "Gözleyin, doğrusu ben de sizinle beraber gözlemekteyim."

    32. 52:32

      أَمْ تَأْمُرُهُمْ أَحْلَٰمُهُم بِهَٰذَآ ۚ أَمْ هُمْ قَوْمٌۭ طَاغُونَ

      Am taamuruhum ahlaamuhum bihaazaaa am hum qawmun taaghoon

      Bunu onlara akılları mı buyuruyor? Yoksa onlar azgın bir millet midirler?

    33. 52:33

      أَمْ يَقُولُونَ تَقَوَّلَهُۥ ۚ بَل لَّا يُؤْمِنُونَ

      Am yaqooloona taqawwalah; bal laa yu'minoon

      Yahut: "Onu kendi uydurdu" diyorlar öyle mi? Hayır, inanmıyorlar.

    34. 52:34

      فَلْيَأْتُوا۟ بِحَدِيثٍۢ مِّثْلِهِۦٓ إِن كَانُوا۟ صَٰدِقِينَ

      Falyaatoo bihadeesim misliheee in kaanoo saadiqeen

      Eğer iddialarında samimi iseler Kuran'ın benzeri bir söz meydana getirsinler.

    35. 52:35

      أَمْ خُلِقُوا۟ مِنْ غَيْرِ شَىْءٍ أَمْ هُمُ ٱلْخَٰلِقُونَ

      Am khuliqoo min ghairi shai'in am humul khaaliqoon

      Onlar, yaratan olmaksızın mı yaratıldılar yoksa yaratanlar kendileri midir?

    36. 52:36

      أَمْ خَلَقُوا۟ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضَ ۚ بَل لَّا يُوقِنُونَ

      Am khalaqus samaawaati wal ard; bal laa yooqinoon

      Yoksa gökleri ve yeri kendileri mi yarattılar? Hayır, Allah'a kesin olarak inanmıyorlar.

    37. 52:37

      أَمْ عِندَهُمْ خَزَآئِنُ رَبِّكَ أَمْ هُمُ ٱلْمُصَۣيْطِرُونَ

      Am'indahum khazaaa'inu rabbika am humul musaitiroon

      Yoksa Rabbinin hazineleri onların yanında mıdır? Yoksa onlar mı işe hakimdirler?

    38. 52:38

      أَمْ لَهُمْ سُلَّمٌۭ يَسْتَمِعُونَ فِيهِ ۖ فَلْيَأْتِ مُسْتَمِعُهُم بِسُلْطَٰنٍۢ مُّبِينٍ

      Am lahum sullamuny yastami'oona feehi falyaati mustami'uhum bisultaanim mubeen

      Yoksa, üzerine çıkıp vahiy dinledikleri bir merdivenleri mi var? Öyleyse, dinleyenleri açık bir delil getirsin.

    39. 52:39

      أَمْ لَهُ ٱلْبَنَٰتُ وَلَكُمُ ٱلْبَنُونَ

      Am lahul banaatu wa lakumul banoon

      Demek kızlar Allah'ın, oğullar sizin öyle mi?

    40. 52:40

      أَمْ تَسْـَٔلُهُمْ أَجْرًۭا فَهُم مِّن مَّغْرَمٍۢ مُّثْقَلُونَ

      Am tas'aluhum ajran fahum mim maghramim musqaloon

      Yahut sen onlardan bir ücret istiyorsun da onlar ağır bir borç altında mı kalıyorlar?

    41. 52:41

      أَمْ عِندَهُمُ ٱلْغَيْبُ فَهُمْ يَكْتُبُونَ

      Am 'indahumul ghaibu fahum yaktuboon

      Veya, görülmeyeni bilmek kendilerine aittir de, onlar mı yazıyorlar?

    42. 52:42

      أَمْ يُرِيدُونَ كَيْدًۭا ۖ فَٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ هُمُ ٱلْمَكِيدُونَ

      Am yureedoona kaidan fallazeena kafaroo humul makeedoon

      Yoksa bir tuzak mı kurmak istiyorlar? Ama o tuzağa yakalanacak olanlar inkar edenlerdir.

    43. 52:43

      أَمْ لَهُمْ إِلَٰهٌ غَيْرُ ٱللَّهِ ۚ سُبْحَٰنَ ٱللَّهِ عَمَّا يُشْرِكُونَ

      Am lahum ilaahun ghairul laa; subhaanal laahi 'ammaa yushrikoon

      Yoksa Allah'tan başka bir tanrıları mı vardır? Allah, onların ortak koşmalarından münezzehtir.

    44. 52:44

      وَإِن يَرَوْا۟ كِسْفًۭا مِّنَ ٱلسَّمَآءِ سَاقِطًۭا يَقُولُوا۟ سَحَابٌۭ مَّرْكُومٌۭ

      Wa iny yaraw kisfam minas samaaa'i saaqitany yaqooloo sahaabum markoom

      Gökten azap olarak düşen bir parça görseler: "Bulut kümesidir" derler.

    45. 52:45

      فَذَرْهُمْ حَتَّىٰ يُلَٰقُوا۟ يَوْمَهُمُ ٱلَّذِى فِيهِ يُصْعَقُونَ

      Fazarhum hatta yulaaqoo yawmahumul lazee feehi yus'aqoon

      Çarpılacakları güne erişmelerine kadar onları bırak.

    46. 52:46

      يَوْمَ لَا يُغْنِى عَنْهُمْ كَيْدُهُمْ شَيْـًۭٔا وَلَا هُمْ يُنصَرُونَ

      Yawma laa yughnee 'anhum kaidumhum shai'anw wa laa hum yunsaroon

      O gün, düzenleri kendilerine bir fayda vermez; yardım da görmezler.

    47. 52:47

      وَإِنَّ لِلَّذِينَ ظَلَمُوا۟ عَذَابًۭا دُونَ ذَٰلِكَ وَلَٰكِنَّ أَكْثَرَهُمْ لَا يَعْلَمُونَ

      Wa inna lillazeena zalamoo 'azaaban doona zalika wa laakinna aksarahum laa ya'lamoon

      Zulmedenlere, şüphesiz, bundan başka da azap vardır; fakat onların çoğu bilmezler.

    48. 52:48

      وَٱصْبِرْ لِحُكْمِ رَبِّكَ فَإِنَّكَ بِأَعْيُنِنَا ۖ وَسَبِّحْ بِحَمْدِ رَبِّكَ حِينَ تَقُومُ

      Wasbir lihukmi rabbika fa innaka bi-a'yuninaa wa sabbih bihamdi rabbika heena taqoom

      Rabbinin hükmü yerine gelinceye kadar sabret; doğrusu sen, Bizim nezaretimiz altındasın; kalkarken Rabbini överek tesbih et;

    49. 52:49

      وَمِنَ ٱلَّيْلِ فَسَبِّحْهُ وَإِدْبَٰرَ ٱلنُّجُومِ

      Wa minal laili fasabbihhu wa idbaaran nujoom

      Geceleyin ve yıldızlar kaybolurken de O'nu tesbih et.